Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?
Canım,
Haftalardır senden haber alamıyorum. Meraktayım. Kendimi zor tutuyorum yanına gelmemek için. Aklıma kötü şeyler getirmek dahi istemiyorum.
Birkaç kulaktan dolma haberle ürkerek, bu satırları yazmaya koyuldum. Hani sana bahsettiğim bir düşüm vardı. Onu gerçekleştirmek için yaptığım başvuru kabul edilmiş. En kısa zamanda beni yanlarına çağırıyorlar. Ama senden haber almadan bir yere gitmeye niyetim yok. Biliyorsun, bu hayalimin içinde sende vardın. Sensiz bulunduğum yerden bir adım bile atamam…
Sesini, soluğunu hissedemiyorum. Tenin dokunuşunu kâğıdın üzerinden alıp kalbime süremiyorum. Canım, neredesin? Çevrendeki insanlara da birkaç mektup gönderdim ama onlar da suskun. Sana bir şey olduysa yaşayamam…
Bu mektup sana ulaşırsa, lütfen cevap yaz. Seni bilmeden kırdım mı, üzdüm mü, bilmiyorum. Yine de özgür dilerim; yaptığım ya da yapmağım tüm hatalarım için.
Aramızdaki mesafe uzun. Senle sadece kâğıda bıraktığımız izlerle hasret gideriyoruz; ama ben bundan memnunum; her gün tek tek yazdığın kelimeleri öpüyorum. Senin o ipeksi yanaklarının allığını, kuru dudaklarımın üzerinde hissediyorum.
Biliyorsun, sen yoksan bende yokum. Hayallerim hep iki kişilikti. Sen ve ben. Üçüncü kişiler sadece çevremizdi.
Aslında bunları yazarken içimde kuşkular yok değil. Acaba diyorum…ama yok aklımın ucuna bile gelmez. Bunu düşünmek bile sana yapılmış en ağır hakarettir. Tabii yinede insanın aklından da geçmiyor değil. Beni unutturtacak biri mi çıktı karşına? O yüzden mi haftalardır bana yazmıyorsun? Evet, evet, biri var hayatında.
Şuanda bu kelimeleri yazarken içimde giderek artan şüphe, beynimi ele geçirmek üzere. Ama neden yapasın ki bunu? Mesafe dimi? Kilometreler, yollar… Bizi ayıran şey bu cansız mahlukatlar mı? Seni de anlamıyor değilim; gençsin ve güzelsin, çevrende göze çarpan bir meleksin. Ama ben… ben her gün senin hayalinle, sana kavuşacağım günün o ışıksı parlaklığıyla ayaktayım.
Dün yağmur yağdı burada. Sağanak. Çok üşüdüm. Saatlerce ıslandım, yağmurun altında. Gözyaşlarımı yine gizlice akıttım yağmurun damlalarıyla. Yanımda seni düşledim. Sonra üşümem geçti. Dik yürümeye başladım yolda. Haykırdım; “ey doğa, yıkamazsın beni, deviremezsin bu adamı devinimlerinle”, diye.
Sana bir şiirimde yazdığım gibi; “bir köşede virandım sessizce” Ama sensiz değil, sessizdim; aşksız değil, bitkindim…
Bu satırları sonlandıramayacağımdan korkuyorum. Göğsümün ortasına bir ağırlık çöktü. Nefes almakta güçlük çekiyorum, olsun senle konuşuyorum ya, seni düşünüyorum ya, bir ağırımı sindirecek sana yazmamı, dünya mı dindirecek sana olan sevgimi???
Kâh bu cihanda yaşamışım sensiz, kâh diğer cihanda. Sensiz ikisi de zulümdür bana.
Saatlerdir bitiremedim bu mektubu. Muhtemelen bugün postaya yetişmeyecek. Hani göğsümde bir ağrı var demiştim ya, beni yere serdi. Birkaç saat uyudum. Sonra yeniden senin karşına geldim.
Canım, eğer beni sildiysen de yaşamından haberim olsun. Bu acıyı nasıl kaldırırım, bilmiyorum. Yeter ki daha fazla boş ve farazi duygularla geçirmeyim bu hayatı. Aslında sensiz olursam, dünyam zaten boş ve farazi olacak…
Bu göğüs ağrısı öldürecek beni. Kâğıda düşen her kelimem sonunda, acı içimi gitgide yakıyor. Dayanılmaz kılıyor bedenimi. Belirsizlik ve çaresizlik, beynimi kemiriyor.
Yoksun biliyorum. Daha da yoğun hissetmeye başladım. Yalnızım. Sana gitme bile diyemiyorum, çünkü yoksun karşımda. Ben gidiyorum, ama hayalim olan yere değil. Sonu olmayan, sensizliğin ıstırabını azaltacak bir yere…
“Kırık kapıların önünde yıllardır nöbetteyken,
Vapur düdükleri, tren düdükleri,
Bitmeyen çığlıklarla harmanlanmış gibi vücudumda,
Kırık kalbimle, sensiz
Virandım sessizce”
Elveda…
Leave a reply