Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Yaşanmış’ Category


Senin Bir Gözyaşı Şişen Yok Mu?

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Yaşanmış

1993′lerin baharıydı, bir tarih hazinesi olan yurdumuzun güzel köşelerinden birini görmek için yola çıktık. Ahlat, her adımında bir sanat eseri yükselen bu şirin ilçe baharın yeşilliğiyle daha da bir şirinleşmiş, güzelleşmişti.İlk olarak orada rastlamıştım bu kavrama ve beni çok etkilemişti;

“Göz Yaşı Şişesi”. Neydi bu göz yaşı şişesi ne işe yarardı ? Sorduk soruşturduk bilenlerden öğrendik.

Hikayesi ilginç ve düşündürücüydü.Anneler ,eşler, nişanlılar hasret kaldıkları çocukları,eşleri, nişanlıları ölen yakınları için ağladıkları zaman göz yaşlarını bu şişelere akıtıp bu şişeler de topluyorlarmış. Daha sonra da kavuştuklarında kendilerine hediye ediyorlarmış. Ve hediye edilen bu göz yaşları değerli bir mücevher gibi saklanıyormuş.

Ağlayabilmek doya, doya birisi için göz yaşı dökebilmek bir dost için bir eş bir evlat için hasretle dolu yüreğin bir haykırışını dile getirmek değil mi?

Ya bu gün kaçımız her şeyin menfaate dayandığı şu dünyada birbirimiz için gerçekten ağlayabiliyoruz.Gerçekten diyorum, çünkü timsahlarda avını yakalayıp yerken göz yaşı döküyormuş.Bahsettiğim bu tür göz yaşı değil sevgiyle, hasretle, muhabbetle dökülmüş iki damla da olsa yürekten kopup gelen göz yaşları…

Ağlamak insanın yüreğini yumuşatır .Yüreğindeki kötü duyguları bahar selinin toprağı yıkayıp temizlediği gibi temizler.Hadi o zaman birer göz yaşı şişesi de sizin olsun insanların acılarını sıkıntılarını paylaşalım.Hiç yapacağımız bir şey yoksa hiç olmazsa birkaç damla göz yaşı dökebilelim.Göz yaşı şişesinde biriktirelim kendimizden başkaları için ne kadar ağlayabiliyoruz.

Yoksa göğüs kafesimizde yürek yerine bir taş mı taşıyoruz. Açlık ve yoksulluk içerisinde kıvrananlar varken, eğlenceler düzenleyip peçete savuran , tabak kıranlar, milyarlık şampanyalar patlatanlar birer göz yaşı şişesi de siz alın belki insanlığınızı hatırlar da ağlarsınız.

Annelerin Yüreği Acımasın

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Yaşanmış

Güneş henüz ışığını sarkıtmamıştı. Pembe bir hasret sarmıştı ufku baştan başa. O cama dayadığı pırıltılı yüzünü geriye çekti. Yaşmağının ucuyla yanaklarına süzülen iki damla yaşı sildi. Elindeki kâğıt parçasını okşar gibi dudaklarına götürdü. Şefkat, sanki parmaklarından damlıyordu. Henüz kaldırmadığı seccadesine tekrar oturdu. Ve gözyaşlarının süslediği mahzun bir tebessümle, kim bilir kaç kere okuduğu mektubu tekrar okumaya başladı:

Canım anneciğim;

Bin hasretin alev aldığı seher vaktinde yine seni düşünüyorum. Biliyorsun birbirimize söz vermiştik. Her sabah namazı sonrası yüzümüzü cama dayayacak, ufkun pembe vuslatında bakışlarımız birbirine kenetlenecek ve hasret giderecektik. Böylece namazımı kıldığımı anlayacak ve için rahat edecekti.

İşte daha güneş doğmadı. Yine bir namazın sonunda Allah’a hamd ettim, niyaz ettim, rızasını istedim.

Sevgili anneciğim! Bugün anneler günü… Bir buket çiçekle senenin bir gününde seni hatırlamak bana acı veriyor. Annelere sadece bir günü tahsis etmek, insanların maddî ihtiraslar peşinde at koşturmaktan başını kaşıyacak vakti bulamamasının nişanesi olsa gerek. Terk edilmiş bir evin ortasında veya huzur evlerinin birinde… Vefasızlık hançeriyle delik-deşik olmuş yüreklere, birkaç dakika vuslat şurubu içirmek… Neticede ’sana olan vazifemi hakkıyla yerine getirdim anneciğim’ diyebilmek… Halbuki senin kıymet ve kadrini dünyevî fanî saatlerle ölçmek mümkün değildir.

Sen ancak değerini, her anı ışıl ışıl bâki aynaların pırıltılı zamanında bulursun. Zira cennet ayaklarının altına serilmiş. Kıymetin öyle büyük ki, Rabbim seni Kelam-ı Kadim’inde zikretmiş. Değil seni yalnızlığa terk edip binlerce saat üzmek, bir lahza ‘üf!’ demeyi dahi kerih görmüş. Bu sebeple benim için ömrün bütün günleri annelere, sana ait…

Seni şefkat ile techiz eden ve beni merhametli ellerinle terbiye ettiren Rabbim’e hamd olsun. Bana senin gibi bir ana lütfettiği için… Çünkü ben cennet nümun ses ve soluğunla hayat buldum. Varlığımı, yaşadığım ve yaşanması gereken şeylerin kökünü, mebdeini ve gayesini senin sayende kavradım. Bana küçüklüğümü sen öğrettin. Allah’ın büyüklüğünü de…

Bütün fani zevk ve lezzetlere istihkarla bakışımın, dünya ve ona ait şeylere kucak açmayışımın ötesinde sen varsın. Eğer şeytanın hazırladığı haram çukurlara düşmüyor, nefsimin arzularına ‘dur!’ diyebiliyorsam, boynu tasmalı bir kul olduğumu anlayabiliyorsam ve Rabbimin huzurunda eğilebiliyorsam, bunun vesilesi sensin…

Sana medyunum anne! Beni ötelere müstak yetiştirdiğin için… Gönlünün gülüne ‘Nur-u Muhammed’ aşısını zerkettiğin için… Bakış ufkumu, dünyanın bulutlarından koparıp Allah’ın sonsuz iklimlerine çevirdiğin için…

Hatırlıyor musun bilmem. Daha ben mini mini iken, sabahları namaza ısrarla kaldırırdın. Gözlerimden uyku tatlı tatlı akardı da, ‘Anneceğim, biraz daha uyuyayım.’ derdim. Sen ellerimi göğsüne götürür, ‘Bak, yüreğim acıyor.’ derdin. Hemen kalkar, abdestimi acele acele alır, namazımı kılar, kucağına oturur, ‘Geçti mi anneciğim?’ derdim. Beni öper, koklar ‘Ohh! Geçti yavrum.’ der bağrına basardın. Biraz daha büyüyünce yüreğinin acımasının sebebini sormuştum da, ‘Ben anneyim. Yavrumun Allah’ın rızasından mahrum kalacağını düşünmek yüreğime acı veriyor.’ demiştin. Şimdi çevremdeki ‘Uyusun da büyüsün. Doktor, mühendis olsun.’ diyen anneleri ve evlâtlarını görüyorum da, yürek acını daha iyi anlıyorum…

Sen bugün, ellerinde çiçeklerle sokaktan geçen çocuklar göreceksin. Ben elimde bir çiçekle sana gelemeyeceğim ama, yazdığım bu mektubu gönül bahçemin teselli çiçekleriyle bir buket yapıp sana gönderiyorum. Yüreğin acımasın diye…

Karşı tepelerden doğan güneş gibi, şefkatli ellerini gayr-i ihtiyari göğsüne götürdü. Dudaklarından dökülen şu sözlerle, ufkun pembe vuslatında hasret giderdi. ‘Artık yüreğim acımıyor, yavrum!’ dedi.

Sinema Filmlerinin Tahribatı

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Yaşanmış

Sinema filmlerinin toplumda yaptığı facialardan birini, Almanya’nın Manj şehrindeki cami görevlisi Yusuf Er, gerçek bir olayı şöyle anlatıyor :

Almanya’nın en büyük kentlerinden biri olan Wierbadn şehrinde İslami yaşantıdan uzak bir Türk ailesi video kaset almış evinde film seyrediyor.

13-14 yaşlarında bir kız ve bir erkek çocukları var. Tabii onlarda çok meraklı. Anne ve babalarının kendileri yattıktan sonra seyrettikleri ve “dini bir film, sizi ilgilendirmez” diye yutturdukları bir video kasetini çocuklar ele geçiriyorlar, ve ne gibi dini bilgiler varmış diye seyre başlıyorlar.

Bir de bakıyorlar ki aşırı bir seks filmi, şaşırıyorlar, ama seyretmekten ve o etkiyle çirkin ilişkiye girmekten kendilerini alamıyorlar.

“Neticede o yaştaki kızın, erkek kardeşinden çocuğu oluyor.”

Müstehcenlik Sorunu, Mehmet Eminoğlu

Yeni Kuma İnternet

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Yaşanmış

;O, yaşanan gelişmelerin gerisinde kalmayanlardandı. Hatta, fazla ilerisine gidenlerden biri olduğu dahi söylenebilirdi. Hangi teknolojik yenilik olsa, onu herkesten önce öğrenip edinmeye çalışır; bunun kendisi için gerekli olup olmadığı, gerekliyse dahi ne kadar gerekli olduğu, nerede kullanıp nerede dur demesi gerektiği gibi konulara pek kafa yormazdı. En yeni aletler, en gelişmiş bilgisayar programları, en son keşifler.. O bu işlerin adamıydı. Arkadaşları ‘teknik adam’ adını takmışlardı bu yüzden kendisine…

Yaşadığı ülkenin internet denilen yeni gelişmeyle ilk tanıştığı yıllarda, bu gelişmeyle ilk tanışanlardan biri oydu. İnternete kendisini öyle kaptırmıştı ki, işten gelir gelmez bilgisayarın başına oturur, çoluk çocuğun yüzüne bakmadan önce e-mail var mı diye bilgisayara bakar bir haldeydi. En başta hanımı rahatsız olmuştu bundan….

- “Benim kumam bilgisayar” diye dert yakınmaya başlamıştı arkadaşlarına….

- “Kocam onun yüzüne bakmaktan bizi görmüyor.” Gün geçtikçe, arkadaşlarından da kocalarna dair benzer şikayetler almaya başladı. Birkaç kez, kocasına, internete kendini biraz fazla mı kaptrdığını sorgulamasını rica edecek oldu. Ama olmadı. İnternet ile dünyaya nasıl bir açılım sağladığını, dünyanın bilmem neresindeki insana chat yaparken İslâm’ı nasıl da anlattı kocası. “Bir kişinin bile imanını bu sayede kurtarmış olsak…”

Kocasının internet hülyalarıyla yaşadıkları evin gerçekleri arasında bir uçurum vardı. Kocası bunu anlayacak durumda gözükmüyordu. O yüzden, kadıncagız, “Dünyaya açılım, eve karşı kapanım” gibi sözleri yalnız kendi kendine mırıldanıp durdu; bu çelişkiyi açma imkânını asla bulamadı.

- “Dünya kurtulurken evimiz gidiyor, bilmem neredeki hidayete gelirken çocuklar mahvoluyor” deme imkânını da.Bu durum, yalnızca onu değil, çocukları da rahatsız ediyordu. Evin ufaklığı babasının kucağına birazcık oturup oynamak istese, “Hanım, alır mısın şunu? Şu an biriyle yazışıyorum” sözü duyuluyordu her keresinde.

Ufaklığın olan bitenlerden haberi yoktu da, ortancayla büyük oğlanın durumdan pek memnun oldukları söylenemezdi. Büyük oğlan, en sonunda dayanamadı, aylardır doğru düzgün yarım saat konuşamadığı babasıyla onun anlayacağı dilden konuşmaya karar verdi. O akşam eve gelip bilgisayara koşup internet bağlantısını kurduğunda, babası ekranda büyük oğlunun ismini gördü. “Sana mail’im var” diye bir e-mail yollamıştı oğlu.

Baba, bu mail’i açma gereği bile duymadı. Açıktı herşey. Mahçup bir yüzle bilgisayarı kapadı, kararmış ekran karşısında birkaç dakika öyle oturdu, sonra yapması gereken doğru hareketi yaptı. O akşam da, sonrasında da. Interneti yine kullandı; ama karısının ağzından “yeni kuma” tabirini bir daha duyan olmadı.

İnterneti kullanın sohbette edin ama aşırıya kaçmadan en önemli sorumluluklarınızı yerine getirmeyi ihmal etmeden… Unutmayın aynı dertden muzdarip olan onbinlerce kişi var…

Hadislere Şüphe Duyanın Hali

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Yaşanmış

;(Esmai Sahabi adlı kitabın sahibi İbn-i Mende-i İsfehani‘den (rahmetullahi aleyh) , hadis ilminde imamdır. Anlatıyor:

Şam’da hadis alimlerinden birinin yanına hadis-i şerif dinlemek için gitmiştim. Önünde bir perde vardı. Oturdum, perde arkasından hadis okumağa başladı. Kendi kendime acaba önüne perde tutuyor diye hayret ediyordum. Hadis-i Şerif okunması bitdi.

Beni tanıyıp Ey Eba Abdullah benim perde arkasında oturmamın sebebini biliyor musun? dedi. Hayır dedim. Sen ilim ehlindensin ve hadis ile meşgul oluyorsun, sana anlatayım.

Bir gün hocalarımın birinin huzurunda idim. Resulullah’ın (s.a.v) , “Başını imamdan evvel kaldıran kimse, başının merkep başına çevrileceğinden korkmaz mı?” hadis-i şerifini okudu. Çeşitli yollardan rivayet etti. Zatımda olan şekavetten olacak ki, kalbimde, bu nasıl olur? diye bir şübhe uyandı. O gece uyudum, sabahleyin kalkdığımda başım merkep başı şekline girmişti. Bu sebepten ilim meclislerinden mahrum kaldım. İlim talebesi yanıma geldiğinde onunla böyle perde arkasından konuşurum. Senin ilim ve dindeki dereceni bildiğim için sana bu sırrı söyledim.

Yalnız ben hayatta iken kimseye söyleme, ölümümden sonra insanlra söyle ki ibret alsınlar da Hadis-i Şerif dinlerken edebli olunlar ve hiçbirinden şüphe etmesinler.

Bu durumu kimseye söylemiyeceğime Allah-u Teala’ya söz verdim, dedim. Perdeyi kaldırdı, kendisini bana gösterdi. Cesedi insan cesedi başı merkep başı idi. Bu durumu o hayatta iken kimseye söylemedim.

Her şeyin doğrusunu Allah-u Teala bilir.

(Bu yazılanları büyük İslam alimi Mevlana Abdurrahman Cami - Şevahidü’n-Nübüvve adlı eserinde zikretmektedir.)

Fesat Kadınlar

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Yaşanmış

;Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor :

- “Kadın kadına çıplak bedenini dokundurmasın. Sonra kadın kendi kocasına öbür kadının özelliklerini anlatırsa kocası ona bakar görürcesine söyler de bir kötülüğe sebep olur.” (Buhari ve Müslim)

Bu konuda yaşanmış gerçek bir olayı burada ibret için nakletmek isteriz :

“Hamama giden bir fahişe kadın, orada gördüğü namuslu ve evli bir kadının güzelliğini, kendisiyle gayri meşru ilişkisi bulunan erkeğe anlatır.

O erkek, bu namuslu kadını kocasından boşatıp kendi emellerine alet etmek hevesine kapılır, bu sefih düşünce ile kadının kocasına giden ahlaksız adam:

” Senin ailen kötü yoldadır” der; kocası bu iddiayı reddedince o bedbaht adam :

- “Ya sana! Ailenin vücudundan şahit gösterirsem ne dersin?” deyip devamla :

- “Ailenin bacağının falan yerindeki siyah beni söylersem, sözümün doğruluğunu gene kabul etmez misin?” deyince adamın kan beynine hücum etmiş ve neticede namuslu bir kadın lekelenmiş ve bir yuva yıkılmıştır.”


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 2 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 92814 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592