Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?
Hz. İsa (a.s.) bir gün süratle koşuyordu. Adamın biri merak ederek Hz. İsayı takip etti.
- Ey Nebi, neden böyle koşuyorsun? Diye sordu. Hz. İsa (a.s.):
- Bir ahmaktan kaçıyorum, diye cevap verdi. Adam hayretler içinde kalıp:
- Ey Nebi, sen mucizeler sahibisin, ölüleri dahi diriltirsin. Hz. İsa (a.s.) cevap verdi:
- Evet, İsm-i azam ile körün gözü açıldı, sağırın kulağı işitti, ölüler dirildi. Fakat ahmağın gönlü taştan daha katı, yüzlerce kere İsm-i azam okudum fayda vermedi. Ondan kaçıyorum. Buyurdu.
Eski zamanlarn birinde bir öküz sürüsü yaşarmış.Yaşarmış yaşamasına, ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazmış onları. Hemen hergün saldırırlarmış sürüye.
Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki,bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gerçi bir iki sıyrık alırlarmış, ama yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalığına.
Gün geçtikce aslanları almış bir kaygı. Tavşan, fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Git gide güçten düşmüşler. Eee aslan bu, hiç fareyle doyar mı?
-”Her halde bize bu otlağı terk etmek düşüyor…!” demiş aslanlardan birisi.
-”Evet!” diye tasdik etmiş diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken bir dakika diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan Topal Aslanmış söze atılan. -”Hayır!” demiş, “Hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi.”
İnanmamış kimse ona, ama “Haydi bir şans verelim ne çıkar?” diye düşünmüşler. O da almış yanına bir iki aslan ve gitmiş öküzlerin yanına. Beyaz bayrak çekmeyi de unutmamış.
Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere beş iri öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini. Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküzün sivri ve kocaman boynuzlarına bakıp ürperiyormuş.
-”Saygıdeğer öküz efendiler…” diye başlamış lafa. -”Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Biliyorum, sizleri çok defa incittik, kim bilir kaçınızda pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç birini isteyerek yapmadık…”
“Biliniz ki biz aslanlar, barışçı bir milletiz. Hele öküzlerle hiç bir alıp veremediğimiz olamaz. Evet, size defaatle saldırdık, ama niye biliyor musunuz…?
“Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi öyle sizinkiler gibi değil ki. Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz ve sürünüze zarar veriyoruz. Yoksa bizim sizinle hiçbir alıp veremediğimiz yok…!
Onun yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü rahat rahat otlayamıyorsunuz, belki geceleri bile kükrememiz uykunuzu kaçırıyor. Bunların hepsi Sarı Öküzün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun, biz de barış içinde yaşayalım!” demiş.
Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz olmaz demiş, ama kimseye dinletememiş sesini.
Zavallı Sarı Öküz, kurban edilmiş aslanlara. Hepsi birden saldırmışlarzavallı öküzün üzerine. Bir ikisini fırlatmış üstünden, ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış, haykırmış, yardım istemiş, yalvarmış, ama yokmuş onu işiten. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine, ama elden ne gelir ki. Bütün sürünün selameti için gerekliymiş bu.
Gerçekten de günlerce sürüye hiçbir saldıran olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki.? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra.? Acıktık demişler Topal Aslan’a, daha bir kaç hafta bile geçmemişken. O da yine almış yanına bir kaçını, bir defa daha gitmişBoz Öküzün yanına.
“Selam” diye girmiş söze. “Gördünüz ya, biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var.!”
“Nedir?” demiş Boz Öküz merakla.
“Şu sizin Uzun Kuyruk demiş” Topal Aslan, “öyle uzun bir kuyruğu var ki, nereden baksak görünüyor. O kuyrupunu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki sizinkiler öyle mi, hepiniz normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden, korkarım hepiniz zarar göreceksiniz. Gelin verin onu bize, bu konuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün…
Boz Öküz, yine istisare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de verelim gitsin demişler. istisare daha da kısasürmüş bu defa. Dışlamışlar Uzun Kuyruk’u sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
Tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler.
Aslanlar, küstahlaştıkca küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. “Verin bize şu öküzü, yoksa karışmayız…!” demeye başlamışlar. Zavallı öküzlerin hayır diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyormuş aslanların pençesinde.
Boz Öküz de aralarında olmak üzere bir kaçı kalmış en sona. “Ne oldu bize?, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı ?, oysa ne kadar da güçlüydük.!” diye sormuş biri Boz Öküz’e.
“Biz.!” demiş Boz Öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, “Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi…”
KIBRIS’I VERELİM DE KURTULALIM DİYENLERE İTHAF OLUNUR…!!!
Bir adamın bir çocuğu varmış,onun adı Burakmış. Burak hergün yaramazlık yaparmış. Babası Zeki birgün Burağı yanına çağırmış ve ona demişki:
-”Gel şu çitlere hergün bir çivi çak, sana her gün maaş veririm.
Burak bunu duyunca hemen tamam demiş. Ve başlamış çivi çakmaya. Aradan haftalar geçince babası Burağı tekrar yanına çağırmış ve demişki:
Burak sen bu çivileri teker teker hergün sök, sana maaşının 2 katını vereceğim.
Burak bunu da kabul etmiş. Ve çivilerin hepsini sökünce babasına söylemiş. Babası Burağı çitin yanına götürmüş. Ve demişki
-”Burak bak görüyorsun. Çiviler çitlerde bir yara açtı. İşte sende birisine kötülük yaptığında sonra özür dilediğinde onların kalbinde böyle yara kalır.
Daha yeni yeni delikanlı olmuştu o zaman. O kıza,arkadaşından tesadüfen aldığı telefon numarasından rastlamıştı.
Her şey yavaş yavaş başladı. Kız inanmadı ona, tanıdığı fırsatçılardan sandı önce. Birbirlerini tanımaya başladılar. Tanıdıkça fikirleri o kadar uyuştu ki. Yaşanan onca zamanda neredeyse hiç kavga etmediler. Herşeye seviyeli ve düzgün bir o kadar da komik bir arkadaşlıkla başladılar.
Fakat kızın bilmediği bişey vardı delikanlı yılların ve insanların getirdiği bıkkınlıkla o kızı çok farklı sevmeye başladı hemde daha hiç görmeden. Hep onu düşündü geçen her gün her saat her dakika…
Delikanlı kızın arkadaşını çok yakından tanıyordu ve numarasını da ondan almıştı. Kızı görmek istedi ama her zaman her istediği olsa bu kadar değerli olmazdı belki.
Aylar geçti her şeyin üzerinden. Yaz geldi okullar kapandı ama delikanlı hep bi anı düşünüyordu. Ne olurdu bi kez görseydi onu?
Bir gün delikanlı kızı aradı, özlemişti ve çok büyük bi sürprizdi bu onun için, kız; Keşan’a geldiğini söyledi kalbi yerinden uçacak gibi oldu. Hemen kızı görmek istedi ve sabah ilk otobüsle kızın yanına gitti görüşmek istiyordu ama, daha önce birbirlerini hiç görmemiştiler neye benzediğini bile bilmiyordu nasıl tanıyacaktı ki?
Anlaştılar kızın üzerinde mavi bi eşorfman olacak ve hastanenin orda görüşücektiler film gibi. Çocuk görüşüceği yere giderken o yol o kadar uzun geldi ki ona geçmiyordu işte. Koşuyordu, koşuyordu ve birden telefon çaldı; kız gelemiyeceğini söyledi. Çocuk; umudu kesmiş köye dönmek için otobüse gidiyordu aklında hep bi an vardı…
Ve yine bir telefon; kız “gel! bizim evin önündeyim” dedi. Çocuk gitmeye başladı ama nereye o kadar sevinmişti ki evin nerde olduğunu sormak aklına bile gelmemişti. Kızın nerde olduğunu bilmeden yürüdü kafenin önüne geldi onunla saatlerce chat yaptığı kafenin önüne. Evi onun tam karşısındaydı bu tesadüfmüydü acaba!
Sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi hissetti bir anda, tek gördüğü şey gözleriydi, yemyeşildiler. Ne oldu şimdi görmüştü işte bunca zamanı bunun için mi harcamıştı? Hayır bu bir son olmayacaktı ama sonun başlangıcındaki o muhteşem anı yaşamaya geldi sıra…
Hastanenin arkasında çam ağacının altına oturdular. Çocuk kızın bilmediği yönlerini öğrendi babasını kaybetmişti kız, yeni öğrenmişti ve büyük bir patavatsızlıkla. Ne diyeceğini bilemedi hiç bişey soramazdı sadece sustu ve bu kadar harika bir insan. Hayat yine madalyonun öbür yüzünü göstermişti sanki.
Bir saatlik kısa bir görüşme ve kararan akşamdaki ayrılık fasılları her şey klasikti işte. Ama bir şey hariç çocuk hala aşıktı onu seviyordu ama o bilmiyordu.
Her geçen gün ona o kadar bağlandı ki vazgeçemezdi. Her şeyine onunla başladı sabah onun mesajı olmasa uyanamazdı sanki. Hep bir ses bir soluk kadar yakındı. Acaba kız biliyormuydu ona aşık olduğunu…
YA REDDEDERSE? Ya her şey boşu boşuna sona ererse ne olurdu? ne yapardı? onu kaybetmeye dayanamazdı!. Bu nedenle çok zor söyledi ama söyledi. Kızın ne dediğini hala hatırlamıyor ama hayırdı. Beklide çocuk için o kadar imkansız dı ki, evet dese bile o bunu hayır olarak algılardı.
Günler geçti kız 2 ay burada kaldı. O iki aya neleri sığdırdılar; Ne ayrılıkları, ne başlangıçları. Bi düşündü çocuk. O kadar güzeldi ki her şey, bir gün sona ermesi korkuttu onu. Yeri geldi çocukça ağladı pes etmek varmıydı? Hayır bu gün bile hala seviyor ama, pes etmek yok.
Derken kız gidiceğini söyledi! ne olmuştu, bitecekmiydi her şey? Ne olacaktı anılara?
Bunları düşünürken gitme vakti geldi saat 5 olmuş, kız, denizden gelmiş, vedalaşıcağı yere çağırmıştı onu. İlk görüştüğü yerle aynıydı. İlk kez görmek için koşa koşa gittiği yere, şimdi ayakları gitmiyordu. Ne olurdu dursaydı zaman?
Kıza son kez baktı içinden sarılmak geldi ama korktu! her şeyi yaşamışlardı!düşündü; bi kez bile sarılmamıştı ona şimdi sarılsa ne olurdu! Kızarmıydı acaba? Ya kırarsa onu? Herşeyden vazgeçti, son kez baktı gözlerine, hala yemyeşildiler çimen gibi.Nasıl unuturdu onları?
Derken ayrılık vakti gelmişti ve basit bi el sıkışması, birbirlerine dilenen iki güzel yaşam. Kız yoktu artık gitti ve geri gelmeyecekti. Çocuk dünyasından bezmiş gibi, hayatta başka çıkış yolu yokmuş gibi başını öne eğdi ve evinin yolunu tuttu. Gitti hiç kimseyle konuşmak istemedi ki zaten yalnızdı.
İlk defa yalnızlık hoşuna gitmişti. O gece saatlerce düşündü ve o iki ay boyunca ne yaptıklarını hatırladı. Hayatının en güzel yazıydı bu, tekrar teşekkür etti içinden herşey için. Ve uzun bekleyiş başladı. Kız bi ara tekrar ortaya çıktı konuştular ve en son gelen bir mesaj her şeyi anlattı ona.
Sadece bir nedendi bu, bazı şeylere veda etmek için. Kız gitti elinde birkaç numara kalmıştı, aramadı. Kız arama demişti. Çok kez düşündü ama aramadı. Hep sabretti hastanın sabahı beklediği gibi, genç ölüyü taze mezarın beklediği gibi, şeytanın günahı beklediği gibi, umutla, umutsuzlukla bekledi ama BEKLEDİ.
Aylar geçti kızdan ses yoktu. Umudunu hiç kesmedi. Ve bir sabah uyandı bir mesaj! rüya sandı! Gidişinden sonra çok kez rüyasında görmüştü onu. Kendi kendine gülmeye başlamıştı uyanıktı çünkü! Bi akşam önce arkadaşıyla dertleşmişlerdi, onun yaptığı bi şaka sandı ve aradı Oydu bu sesinden anladı!…
Yinemi başladı herşey? Kendine bir düzen kurmuştu o ne olacaktı? Bunların hepsini es geçti hiç birşeyin önemi yoktu artık aylardır beklediği ve istediği şey oldu. Ama hissettiği bir şey varki gidişinde bıraktığı boşluğu gelişi bile dolduramadı. Konuştuktan 1 hafta sonra keşana geleceğini söyledi ve geldi.
Çocuk onu görmek için sabah 8 den beri sokakta onların evin önünde beklemişti. Yağmur vardı Keşan sokaklarında soğuktu ama hissetmiyordu ,gördü, öyle bi sarıldı ki….
Sonra kız kuaföre ve ardından eve gitti. Çocuk hep onun arkasından bakıyordu. Fark etti ki gözleri ıslanmıştı ağlıyormuydu? Galiba evet ama mutluydu da. O duvarın dibinde öylece beklerken bi mesaj “hala kafedeysen dışarı çıkta giderken son bi kez göreyim seni” son bi öpücük yolladı ona kocaman. Kız arabaya bindi ve gitti. Çocukta ilk ayrılıkta olduğu gibi eve gitti. Ve yine yalnızdı, yalnız olmanın huzurunu yaşadı ilk ayrılıkta olduğu gibi.
Birbirlerine iki kıyı kadar uzak olduklarını fark etti, onları ayıran deniz aslında onların tek bağı tek ortak noktasıydı. Yemin etti içinden ne pahasına olursa olsun asla vazgeçmeyecekti.
Bunları düşünürken vakit gecenin bi yarısı olmuştu, üşüdüğünü fark etti, kalktı ve sobayı yaktı, üzeri ıslanmıştı sabahtan beri yağmurda beklemişti, biraz kendini toparladı. Sıcak bi duş aldı sabah olacaktı nerdeyse, tombişine mesaj yazdı.
Onu o kadar çok seviyodur ki bir çocukla mutlu olması için elinden geleni yapıyordu ama kız ona hayat kadar kötü davrananları seviyordu.O ona kötü davranamazdı, diğerlerinden farkıda buydu çocuğun kız için. Kız hissettiklerini hiç söyleyemiyordu. Çocuk olmazsa olmazdı onun için ama o her istediğinde 0nun yanında olabileceğini bildiği için bazı şeylere başlamıyordu işte.
İnsanlar bişeyleri kaybedince o gidenin arkasından pişmanlıkla bakarmış ya, pişmanlıkla bakmadan gidenlerin ardından gidenler değerli olmazdı kız için.
Gidenler geri geldiğinde çocuk her şeyi o kadar boşlamıştı ki umut ikliminde umutsuzluğu yaşıyordu adeta. İnsanlardan kaçtı, kızla gezdiği hiç bir sokağı bi daha ziyaret etmedi, anılar ceza veriyordu her geçişinde, ve bedeni bu cezayı kaldıramayacak kadar yorgun düşmüştü savaş verdiği sevgi ikileminde.
Bu yazıya devam ederken çocuk artık yorulduğunu hissetti ve gece eve gidip yatma vakti gelmişti artık. Bu gece kıza maille attığı bu yazıyı okuduktan sonra kızın ona söyleyeceği iki güzel kelime bu yazıya devam etmesi için yeterliydi belkide.
Dinle bitanem dinle.!Bunlar sana son sözlerim,son yalvarışlarım belkide.! Seni sevdiğimi tekrar tekrar anlatacağım bitanem. Nasıl olsa biliyordun,mutlu olduğumuz günleri son bir defa daha hatırlatmak istiyorum.
Ne günlerdi onlar sevgilim el ele göz göze dizdizeydik. Beraber ağlar,beraber gülerdik. Herkes bizi kıskanırdı değil mi bitanem ?
Hatırlıyor musun bir gün biri sana takılmıştıda kavga etmiştik. Oysa sen gülmüştün sonra bana sarılıp seni seviyorum demiştin. Bir defa evden kaçıp gelmiştin,oysa ben seni rüyamda görüyorum sanmıştım. Ne kadar gülmüştün bitanem…
Hatırlıyor musun bitanem ? Hep gelecekten söz ederdik. Benim dede, senin nene olacağını düşünür düşünür gülerdik. İçimizden bir an büyüsek derdik. Sonrasını hatırlıyor musun bitanem ?
Ben hiç unutmadım, kampa bir genç gelmişti. Hep ondan söz ederdin. Artık ne geleceği düşünüyordun, ne de gülüyordun…
Sonra ayrılık mektubun geldi. Bu mektubun senden geldiğine inanmamıştım. Bu acı ve insafsız sözler senden çıkmazdı. Kendi kendime olmaz böyle diyordum…
Artık sizleri gözler olmuştum, ne yapıyordunuz ne ediyordunuz hepsini izliyordum. Bir gün ikinizi çardakta yakalamıştım. Gözlerin korkudan faltaşı gibi açılmıştı.! Öyle korkmuştun ki bitanem.! Sana vurmaya kıyamadım.!
Yıllarca ayrı kaldıktan sonra sanki bana aynı acıyı bir daha tattırmak ister gibi düğün davetini göndermişsin. Gelmeyecektim ama dayanamayıp düğününe geldim…
Bitanem gelinlikler içinde fevkalade olmuştun. Sanki bir su perisi kadar güzeldin, ya o oda çok sıktı!! Bir an onu kıskandım senin yanında kendimi görmek isterdim ama o vardı. Şimdiye kadar duymadığım bir kin duydum ona karşı…
Dolu dolu gözlerle sesiz bir köşede sizi seyrettim bitanem. Uzun bir zamandan sonra duydum ki çocuklarınız olmuş biri kız biri erkek çok mutluymuşsunuz…
Dayanamayıp görmeye geldim. Tıpkı eskiden kurduğumuz hayaller gibi bir evde oturuyordunuz. Hayallerimizden tek fark evde ben değil o vardı. Seni o öpüyor o sarılıyordu…
Sonra çocuklarınızı gördüm. Onlarda sizi görür gibi oldum. O sırada sen kapıyı açtın. Başımı kaldırıp sana baktım. Ben sana ne yaptım ki birtanem.!? Benden o kadar korktun seni bir daha hiç aramadım, gözlerimden kalbimden hiç silinmedin, benden artık korkma, benim gözyaşlarımdan ve sevgimden bir hatıra yolluyorum sana…
Yıllarca hep o resme baktım, bakıpta avundum, al biraz da sen bak, artık bana lazım olmaz…
Bitanem bilirim sen neşelisindir, sıkıntılı acılı haberlerden sakınırsın, haberleri hiç sevmezsin ama hatırım için bir kerecik yalnızca bi defacık izle…
Haberler:
Sayın seyirciler dün gece yarı deli bir adam kendini pencerede aşağı attı. Yüzünde acı bir gülüş, dudaklarında şuursuz sayıkladığı birtanem sözleri vardı…
“Söz ver birtanem, arkamdan ağlamayacaksın zaten ben hayatteyken ikimiz içinde yeterince ağladım…
Antropolog, Hopi Kızılderilisi’ne;
-”Neden sizin insanlarınızın şarkıları hep yağmur üzerine?” diye sormuş.
Hopi Kızılderilisi yanıt vermiş:
-”Bizim buralarda çok az yağmur yağar ondan.”
Peki sizin şarkılarınız neden hep aşk üzerine?…”