Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Sizden Gelenler’ Category


Balyozla Taş

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sizden Gelenler

Bir zamanlar nazlı nazlı akan nehrin kenarında ağır bir taş varmış. Gelen geçen yolcular sırtını dayar yanında konaklarmış.

Günlerden bir gün bir balyoz unutmuşlar yanında ve arkadaş olmuş her ikisi. Her geçen gün arkadaşlıkları biraz daha pekişmiş. Günler günleri kovalamış ve aradan aylar geçmiş. Balyoz başlamış taşın eğri taraflarını görmeye. Düzelmeli diye düşünmüş. Arkadaşımın eğri tarafı olmamalı. Ben balyoz olduğuma göre onu düzeltebilirim demiş ve başlamış vurmaya. Her vuruşunda çatlıyor kırılıyor, kum taneleri etrafa saçılıyormuş. Fakat bir tarafı düzelirken başka tarafları eğriliyormuş. Yine düzelmedi deyip balyoz tekrar tekrar vuruyormuş. Her vuruşunda kum taneleri etrafa saçılıyor, nehrin sularına karışıyormuş. Etrafa saçılan sadece kum taneleri değilmiş aslında balyozun göremediği gözyaşları saklıymış arkasında. Taş hiç duymadığı kadar ızdırabı duyuyor, feryad ediyormuş. Balyozun taştan da katı olan duyguları bu feryadları hiç duymuyormuş.

Balyoz gece gündüz devam ediyormuş düzeltmeye. Bir gün karanlıklar yerini aydınlığa bıraktığında balyozun dünyası kararmış. Bir bakmış ki bir tanecik arkadaşı yok yanında . Taş bütün özelliğini kaybedip kum tanelerine dönüşmüş. Son kalan taneleri de karışırken nehrin sularına;

Bu arkadaşlıktan geriye sadece iki damla gözyaşı kalmış.

Papatyam

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sizden Gelenler

Veda rengine bürünmenin nedir sebebi? Kırların nazlı sultanı Papatyam. Küstün mü yoksa? Neden konuşmaz oldun? Eskisi gibi yüzün gülmez oldu. Suçluyorlar seni değil mi? Sen sustukça daha da artıyor suçlamaları….

Susma!… Konuş hadi Papatyam, sor onlara asıl suçlu kim? Gelin gibi süslediğin dağlardaki ihtişamına aldırmadan seni toprak anadan nasıl ayırdıklarını sor onlara, dağların zirvesine çıkmak için seni ezip geçerlerken yürekleri hiç sızlamış mı? Seni suçlayıp her mevsimi doyasıya yaşayanlar, yazın kavurucuğu sıcağına, sonbaharın rüzğarlarına ve soğuk kışa dayanamayacak kadar güçsüz olduğunu düşünmeden baharı sana çok gördüler.

Susma!… Konuş Papatyam!… susmanın suçluluğun bir simgesi olmadığını söyle, fallarında sevmiyor çıktıkça seni fırlatıp atarlarken bir kenara, onları bir kez daha üzmemek için sustuğunu söyle. Sevdiğine sormaya cesaretten yoksun yüreklerin aradıkları sevdalarını papatyaları katlederek bulamayacaklarını söyle ki idrak ve şuurları ile anlayamadıklarını sende hiç anlayamayacaklarını bilsinler. Hayatlarını senin doğrultun da mı yönlendireceklerdi? Oysa hayat Yaradan’ın istediği istediği şekilde yönlendirmeye çalışmaktı.

Hani kırmızı taclı lale boy atarken yanında kulağına fısıldamıştı ya, insanlar aleminde “Neler olduğunu bilemezsin” Sende söyle “Senin aleminde neler olduğunu onların bilemeyeceğini”. Her canlıya Yaradan’ın sunduğu farklı bir yaşam olduğunu.

Seni kır çiçeği olarak hor görenlerede aldırma Papatyam!. Bahçelerinde özenle baktıkları menekşelerin yanından seni söküp atmalarının tek sebebi kibirleri.

Sen darılma Papatyam!… Ben bahçemi seninle süsleyeceğim. Seni değersiz görenler de bilmeliler ki; Senden başka başa tac olan bir çiçek yok. Bilmeliler ki; Yaradan’ın toprak anaya bahşettiği en güzel ziynetlerdensin.

Sen de bilmelisin ki Papatyam; Seni her bahar bekleyenler var. Karlı dağlar kucağını açmıp yine baharın gülücüğünü bekleyecek. Ben de karlı dağlar gibi seni bekleyeceğim ve veda ederken Papatyam, kulağına fısıldayacağım.

“Baharlar sensiz olmaz Papatyam, sensiz olamaz. “

Sen Rüzgar Misali

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sizden Gelenler

Rüzgar misali es!… Öyle serin es ki;

Kavrulmuş ruhların sinesine tatlı bir meltem ol ferahlat gönülleri

Rüzgar misali es!… Estikçe en güzel sevdaların kokusunu duyur eflaka.

Yusuf’un kokusunu ulaştırırcasına Yakub’a

Buram buram Sıla tüten yürekleri bad-ı sab’a kavuştururcasına.

Bazen de durgun rüzğarlar gibi ol,

Kor gibi yanan Üveyz’in kokusunu sakladığın gibi.

Öyle huzurlu es ki; Gökkubbeden meleklerin indirdiği damlalar eşlik etsin şarkına ,

Savur damlacıkları kuruyan topraklara şenlensin Mutluluk şarkısını çiçeklerle birlikte söylesin.

Yaprakların nağmelerine rüzgar gülleri eşlik etsin.

Sadece gülün salt güzelliğini değil, gülün manasının güzelliğini de taşı darlmış gönüllere

Taşı ki ta sinelerin en ücra köşesine ulaşsın kokusu.

Öyle canı gönülden es ki; Rüzgarın sesi unutulmayan nağmelerden hoş bir seda olsun.

Aç ellerini semaya Rahmet damlaları dolsun avuçlarına,

Sevdadan yanmış gönüllere sun bir kase şerbet sunar gibi.

DİLERİM ÖYLE MUTLU OL Kİ, Esintin mutluluk olsun.

Yağmurlarla buluşsun, sağanak sağanak devr-i cihanı dolaşsın.

Kanun Adamı

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sizden Gelenler

Mübaşir tıklım tıklım dolu olan salona dönerek “Hakim John Ross başkanlığında duruşmaya başlanacaktır, herke ayağa kalksın” diye bağırdı. Kürsünün arkasındaki kapı açıldı, hakim John Ross ve dört yardımcısı yerlerini aldılar. Hakim eliyle işaret ederek oturabilirsiniz hareketini yaptı. Şimşir tokmağını takuzuna üç defa vurarak salonu sükunete davet etti, gür sesi ile;

- “Lütfen, herkes sussun yoksa salonu boşaltmak zorunda kalacağım” dedi.

Bir anda salon büyük bir sessizliğe gömüldü. Sanık sandalyesinde yirmibeş ile otuz yaş arasında bir adam, iki polis arasında oturuyordu. Genç adamın bu beşinci duruşmasıydı.Suçlanma sebebi ise yirmidört yaşındaki karşı komşusu Jennifer Bis’i tahammülden öldürmekti. İddia makamı savcı, daha birinci duruşmasında gösterdiği deliller ile idamını istemiş, jüri de adamı suçlu bulmuştu ancak Irwing Been yapmış olduğu bir üst mahkeme müracaatıyla alacağı cezanın kesinleşmesini dört defa erteletmeyi başarmış, bu durum karşısında da hem basının hem kamuoyunun ilgisinin daha da artmasına sebep olmuştu. Her duruşma bir evvelkinden daha fazla kalabalık olmaya başlamıştı. Bir üst mahkemeden gelen son cevapta bu duruşmanın son olup cezanın kesin hükme bağlanıp uygulamaya başlanması yolundaydı.

- Bay Been lütfen ayağa kalkın, size yüce mahkememizin hakkınızda vermiş olduğu kararı okuyacağım. Hakkınızda verilen bu karar, jüri üyelerinin ve hakimler kurulunun ortak almış olduğu karardır ve temyiz yolu kapalıdır. Bu arada sizi tebrik etmek isterim, zira bundan evvel dört duruşmada da verilen kararı erteletme başarısı gösterdiniz. Savcılık ve dinlenilen şahitlerin ifadelerine göre, suçunuz sabit görülmüş olup ömür boyu hapse mahkum oldunuz. Bu mahkumiyetinizi eyalet hapishanesinde geçireceksiniz, ayrıca kamu hizmetlerinden faydalanamayacaksınız. Duruşma bitmiştir, mahkumu götürebilirsiniz.

İki polis eşliğinde cezaevine geldiğinde onu önce soyup banyo yaptırdılar sonra hapishanenin özel elbise ve ayakkabılarını verip 547 nolu hücresine götürdüler. Bu hücre bundan böyle ömrünün sonuna kadar geçireceği altı metrekarelik bir odaydı. Uyuşturucu iğne yapılmış gibi duyguları ve beyni körelmiş, hiçbir şey hissetmez olmuştu. Ne olmuştu da bu duruma düşmüştü.

Mutlu bir ailesi vardı. Ailenin tek evladı idi. Babasının bir marangoz atölyesi vardı, annesi ise ev hanımıydı. Çocukluk yılları oldukça mutlu geçmişti, kolejden sonra avukat olmak için hukuk fakültesine gitmek istiyordu, nitekim bunu başardı da. Babası kalpten öldüğünde hukuk fakültesi birinci sınıftaydı fakat babasının ölümünden sonra annesine bakmak için tahsilini bırakmak zorunda kalmıştı.

Long Island da kendilerinin olan tek katlı bir evde yaşıyorlardı. Dostlarının yardımıyla bankada bir iş bulmuştu. Been oldukça yakışıklı sayılırdı, atletik vücutlu, 1.77 boyunda, yüz hatları narin ve kibar görünüşlü idi. Okul yıllarında hocaları dahil bütün sınıf ona hayrandı, kızlar onunla çıkmak için birbirleriyle yarışıyorlardı. Annesi babasının yokluğuna ve acısına dayanamayıp iki sene sonra ölmüştü, şimdi hayatta tek başına kalmıştı, bir dayısı vardı o da Kanada’da yaşıyordu.

Cinayet günü karşı komşusu Jennifer Bis bankaya gelmiş, doğru onun bankosuna yönelmiş, para çekmek istediğini söylemişti. Jennifer’ın annesi, babası ve kocası bir uçak kazasında ölmüşler, hava yollarının verdiği tazminatla hayatını sürdürüyordu. Oldukça güzel, uzun boylu, simsiyah saçlı bir bayandı. Been ile çocuklukları birlikte geçmişti, ikisi kardeş gibi büyümüşlerdi. Hatta bir gün Jennifer’ın babasının içinde oynarlarken uyuya kalmışlar bütün mahalleyi ve polisi ayağa kaldırmışlardı. Jennifer, Been askere giderken kendisine uğur getiresi için üstünde ismi yazılı, gümüş bir künye armağan etmişti.

- Been, biraz acele eder misin? Yapılacak çok işim var.

- Tamam Jennifer, bitmek üzere.

Jennifer, istediği parayı aldı ve alel acele bankadan ayrıldı. Jennifer bankadan ayrıldıktan sonra Been, Jennifer’ın banka hesap cüzdanını unutmuş olduğunu gördü. “Neyse, akşam eve döndüğümde kendisine uğrar veririm” diyerek cüzdanı cebine koydu. Mesai bitiminde eve dönüp üstünü değiştirirken defter aklına geldi. Jennifer’la Been’in evleri karşılıklıydı. Been koşarak yolu geçip Jennifer’ın kapısını çaldı.

- Hoş geldin Been, içeri gel bende mutfakta yemek yapıyordum, birer kahve içeriz. Ben kahve yaparken sende şu peyniri rendeler misin? Akşam için spagetti yapıyorum, istersen yemeğe kal beraber yeriz.

- Sağol Jenn, ben kalmayayım. Sam ile buluşup basket maçına gideceğiz. Kahvelerini içtiler, biraz sohbet ettiler sonra geç kaldığını fark ederek acele ile oradan ayrıldı. Ertesi gün saat onbir civarında bankaya iki sivil polis geldi.

- Bay Been, bizimlemerkeze kadar gelmeniz lazım, bir konu hakkında bilginize ihtiyacımız var.

Üç saatlik sorgu sonunda tutuklanıp, Eyalet hapishanesine sevk edildi. Beşinci duruşma sonunda cezası kesinleşmiş, ömür boyu hapse mahkum olmuştu.

Been, kafese konmuş aslan gibi onbeş gün hücresinde bir o duvardan bir diğerine gidip geldi. Bir türlü olanları kabullenemiyordu, Jennifer’ı o öldürmemişti.Sonra karar verdi, cezaevinin marangoz atölyesinde çalışacaktı. Yaptığı müracaat cezaevi idaresi tarafından kabul edilince çalışmaya başladı, nede olsa bu baba mesleğiydi, eli yatkındı. Bu atölyede bazı kooperatiflere ve mütehayitlere pencere kasası ve kapı yapılıyordu. Been çalışırken aklına bir şey geldi, neden yarım kalan hukuk tahsilini tamamlamasın? Hemen harekete geçti. Marangoz atölyesinde çalışanlara saatte yirmibeş sent ödeniyordu, şimdiye kadar kazandıklarına elini sürmemişti, idarede çok denecek kadar parası olduğunu biliyordu.Cezaevi müdürüne durumu anlattı ve onayını aldı, zaten müebbet hapse mahkum olduğundan zararsız bir talepti.

Kendisine gerekli olan bütün kitapları ve ikinci el bir daktilo makinası listesini verip dışardan getirtmişti. Marangozhanede çalışırken hücresine bir masa ve birkaç raf yapmıştı. Gelen bir yığın kitabı ve daktilosunu yerleştirdikten sonra çalışmaya başladı.

Bu çalışma tam altıbuçuk yıl devam etti. Eğer kamu hizmetlerinden mahrum olmasa, imtihanlara ilk girişinde çok iyi derece ile avukat olabilirdi. Kendisinin en çok ilgisini çeken konu kanunun boşluklarından en iyi nasıl faydalanabilmek olmuştu. Bu konuda o kadar iyi olmuştu ki onun için her maddede bir boşluk buluyor ve bunu en iyi şekilde değerlendiriyordu. Bazen kendini onbeş yıla mahkum edip bu mahkumiyetten nasıl kurtulacağını araştırıp sonunda iki yılla paçayı yırtardı. Bu tür oyunlar onun en büyük eğlencesiydi. Cezaevi Been’in pratik yapması için imkanlarla dolu bir yerdi. En çok cezası kesinleşmemiş mahkumlar üzerinde çalışıyordu. Bu mahkumlarla bire bir konuşup, suçu, yapılış nedenini ve şeklini tartıştıktan sonra mahkuma kesin kararını bildiriyor ceza kesinleştiğinde Been’in yorumları doğru çıkıyordu.

Been cezaevinde o kadar ün saldı ki ona herkes “Yargıç Been” diyordu. Bütün mahkumlara hatta mahkumların avukatlarına bile yardımcı oluyordu, tekrar temyize başvurmalarının yollarını gösteriyordu. Bazı suçlular onun sayesinde ceza indirimden bile faydalanmıştı. Kendisi istemediği halde sırayla her gün bir mahkum hücresini paspaslıyor, yatağını düzeltiyor, lavabo ve klozetini temizliyordu. Bütün mahkumlar ona hayranlık, sevgi ve saygı ile davranıyorlardı.Bir müddet sonra ünü eyalet sınırlarını bile aştı. İlk geldiği gün hapishane müdürü ona:

- “Sana baktığım zaman iki şey görüyorum; bir acımasız bir katil, ikincisi çok iyi ve dürüst biri. Bunlardan hangisi olduğunu bana ispat et” demişti. Ülkedeki diğer hapishanelerdeki ensesi kalın babalar avukatlarını gönderip, yardım talebinde bulunuyorlardı. Been de elinden gelen her şeyi yapıyordu. Belkide kendisine yapılan bu haksızlık karşısında adaletten öç alıyordu.

Bir sabah tıraş olurken duvarda asılı duran çizelgeye gözü takıldı. Buraya geleli ondört yıl üç ay ondokuz gün olmuştu. Tekrar tıraşına geri döndü, bu sefer yüzünü daha dikkatli incelemeye başladı. Şakakları beyazlaşmaya başlamıştı “Yaşlanıyorum artık…” dedi kendi kendine ama hala atletik bir yapıya sahipti. Birkaç gün sonra, öğle vakti cezaevi baş gardiyanı hücresine geldi.

- Müdür seni görmek istiyor. Beraber müdürün odasına gittiler.

- Sen dışarı çıkabilirsin.Bay Been ile yalnız görüşmek istiyorum.Buyurun, oturun Bay Been, kahve ister misiniz?

- Hayır, teşekkürler.

- Bay Been, bana iyi bir insan olduğunuzu ispat ettiniz.Ancak zaman zaman adalete ve yargıya ciddi bir şekilde müdahale etmeniz beni son derece kaygılandırdığı zamanlar olmadı değil. Şimdi size güzel bir haberim var. Müdür derin bir nefes aldı.

- Bay Been, yarın sabahtan itibaren serbestsiniz yani bundan böyle adalet bakanlığı tarafından cezanızın geri kalan kısmı silinmiş durumda, bu da bakanlık tarafından size gönderilen bir milyon dolarlık manevi tazminat çeki.

- Nasıl oldu bu?

- Sizin öldürmüş olduğunuzu düşündüğümüz maktulü siz değil sizin yan komşunuz Tom adındaki adam öldürmüş. Adam son dönemlerde kanser tedavisi görüyormuş, ölümüne bir gün kala her şeyi itiraf etmiş. O zaman kullanılan ve bulunamayan suç aletlerinin yerlerini söylemiş. Bay Been sizi özleyeceğiz, ha bu da adalet bakanlığının özür mektubu.

Been hücresine ne zaman ve nasıl geldiğiniz hiç hatırlamıyordu, kafasını bir türlü toplayamıyordu. Bu gece burada kalacak, yarın sabah erkenden evine dönecekti, zamanını kitaplarını kutulara yerleştirmekle geçirdi.

Sabah erkenden yola çıkmak için avluya çıktığında dondu kaldı. Bütün avlu beşbin mahkumla dolu olmasına rağmen çıt çıkmıyordu. O yürüdükçe kalabalık yavaş yavaş yarılıyordu. Dış kapının üzerinde bir çarşafa yazılmış “Güle Güle Yargıç Been” yazısı asılmıştı. Kapıya yirmi adım kala birden bir alkış koptu. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi.

Kapıdan çıktığında onu resmi kıyafetli bir limuzin şoförü bekliyordu. Şoför yavaşça yaklaştı ve “Beni Carlo Tanelli gönderdi, emrinizdeyim efendim” dedi. Been arabaya bindi adresi verdi. Evine geldiklerinde evi boyaları dökülmüş, harap bir şekilde buldu. İçeri girdi kendisine ait olan bazı hatıraları aldı ve arabaya geri döndü. Şoföre kendisini Capitol Otel’e götürmesini söyledi. Büyük bir süite yerleşti, resepsiyonun tavsiye ettiği bir mimarlık ofisiyle bağlantı kurdu, evinin adresini verdikten sonra yapılacak işleri not ettirdi ve akşam saat sekize kadar maliyeti ve işin bitiş tarihini kendisine bildirilmesini istedi. Sonra daktilosunun başına geçti ve adalet bakanlığına bir dilekçe yazdı. Dilekçedeki belli bazı maddeler şunlardı:

1- Kendisinden adli hata sonucu alınmış olan ondört senenin iade edilmesi

2- İade edilecek ondört yıl boyunca insan hayatına kasıt hariç hiçbir suçtan mahkumiyet ve ceza almaması.

3- Kendisine Federal avukatlık verilebilmesi için en kısa zamanda bir sınav düzenlenmesi.

4- Cezaevinde yatmış olduğu ondört yıl için onbeş milyon dolar ödenmesi.

5- Tüm sicilim temizlenecek.

Bu dilekçeye onbeş gün içinde olumlu cevap verilmediği taktirde konuyu Uluslararası Lahey Adalet Divanına iletileceğini belirterek dilekçeyi sadece bakanın imzası ile alınabilecek şekilde özel ulakla yolladı. Akşam saat sekiz sularında mimarlık bürosundan telefon geldi. Hesaplar ve zamanlama ayarlanmış buna göre evin dekorasyonu yüzseksenbeşbin dolara ve onbeş gün sonrası teslimat belirlenmişti. Been derhal başlamalarını istedi. Ardından bir numara çevirdi.

- Carlo Tanelli mi? Ben Yargıç Been Kendisine göndermiş olduğu araba için teşekkür ettikten sonra kendisinden yapılmasını istediği bazı isteklerini on gün içinde olması için ricada bulundu. Bindokuzyüz senelerin başlarında Amerika göçmen kabul etmeye başlamıştı. Göçmen gelenlerin başlarında İtalya, İskoçya, Korsika, İspanya, İrlanda ve kuzey ülkelerden bazıları vardı. Ama İtalyanlar örf ve adetleriyle beraber kaba kuvvetlerini de yanlarında getirmişlerdi. Aradan bir asır geçmesine rağmen hala kendi kanunlarına göre yaşıyorlardı.

Adalet bakanı özel ulakla gelen mektubu aldı. Hemen sekreterini çağırdı, yarın öğlene kadar bütün randevularını iptal etmesini, danışmanlarını ve müşavirlerini toplantı salonunda toplamasını istedi. Bakan projeksiyon makinasına mektubu koydu. Birkaç dakika kimseden ses çıkmadı. Masada yirmibir kişi vardı, danışmanlardan biri

- Peki bu adam yarın bir banka soyarsa, bu cezasız mı kalacak?

Bir diğeri ise;

- Been’in kötü niyetli olduğunu zannetmiyorum, öyle olsaydı avukatlık sınavı talep etmezdi. Şahsen ben böyle bir adamın bizim takımda olmasını çok isterdim, hem bu güne kadar kanundışı hiçbir harekette bulunmadı. O sırada kapı açıldı. Danışmanlardan biri girdi.

- Efendim, adam çok sıkı koruma altında. Otelde üç oda yan yana tutmuş, orta dairede kendi kalıyor diğer ikisinde korumalar, hepside silahlı. Kapıda da dört kişi var. Dışarıya pek ender çıkıyor.

Toplantıda olanlardan biri bakana bir gazete uzattı. Büyük puntolarla başlık atılmıştı. “ŞEYTANIN AVUKATI TAHLİYE OLDU” Altında da iki fotoğraf vardı, biri Been’in son hali diğeri beşbin mahkumun ayırdığı yolda ilerleyen tek başına bir adam, karşısında da “Güle Güle Yargıç Been” yazılı bez afiş. Toplantı tam altı saat sürdü. Oybirliği ile Been’in isteklerinin yerine getirilmesine karar verildi. Öğleden sonra saat iki gibi Been’in odasındaki telefon çaldı, arayan Carlo Tanelli idi.

- Söylemiş olduğun her şey yapıldı. Doğrusunu istersen bu kadar masrafı neden yaptığını çok merak ediyorum. Sana uğrasam gidip beraber bakabilir miyiz? İçeri girdiklerinde Carlo çok şaşırdı. Been’e dönüp,

- Bu yaptığından emin misin?

Şehrin dışında bir depo kiralamış, buranın büyük bir bölümünü yargılandığı adliye binasının bir nolu duruşma salonunun aynısının yapılmasını sağlamıştı. Salon, gerçeğine tıpatıp aynı yapılmıştı.

- Carlo, gel diğer tarafa bakalım.

Diğer tarafta Been’in cezaevinde ki hücresinin aynısı idi, sadece tek fark kapısının demir parmaklık yerine, dışarısı görülmeyecek şekilde yapılmış olmasıydı. Otele döndüğünde mafya babalarından Alberto Salli’yi aradı, yapılmasını istediklerini sıraladı.

Mahkeme salonu doluydu, jüri, dinleyiciler, zabıt katibi, iddia makamı ve hakimler yerlerini almışlardı. Sanık sandalyesinde ise John Ross oturuyordu. Bir gün önce bilmediği bir sebepten dolayı kaçırılmış ve gözleri bağlı olarak mahkeme salonuna getirilmişti. Etrafına baktı, burası kendisinin hakimlik yaptığı salondu. Savcıda iddia makamı olarak yerini aldı, bu Been idi. Kürsüdeki hakim Barodan atılmış bir avukattı, diğer kişiler ise Alberto Salli tarafından toplanmış sahte kişilerdi. Hakimin soracağı bütün soruları Been hazırlamıştı. Hakim salonu sükunete davet ettikten sonra sanığa dönerek;

- Bay Ross, uzun zamandır bu mahkemenin hakiliğini yapıyorsunuz. Bundan ondört yıl dört ay önce hakim olarak bir cinayet davasına bakıyordunuz. Size sorumuz şu; bu cinayet davasında sadece iki tanık vardı ve suç aleti de bulunmamıştı. Nasıl oldu da böyle önemli bir davayı karara bağladınız? Adalet bakanlığı tarafından yapılan incelemeden sonra bu dava ile ilgili olarak suçlu bulunduğunuz için bugün buradasınız. Bu konuda iddia makamı savcının söylemek istedikleri var mı?

- Sayın hakim ve jüri üyeleri, sanık sandalyesinde oturmakta olan Bay Ross biraz sonra kendisine sorulacak olan sorulara muhakkak cevap verecektir. Ancak o davada ömür boyu ceza almış olan suçsuz bir insanın çekmiş olduğu manevi çöküntüyü aynen kendisinin de yaşaması için bir kişilik hücrede ağır hapis cezası ile cezalandırılmasını iddia makamı olarak talep etmekteyiz.

Ross o kadar şaşkınlık içindeydi ki yanındaki masada oturan savcıyı tanımamıştı. Sabahleyin evinden çıktığı sırada kapıda bekleyen arabadan üç kişi çıkmış belediye başkanının kendisini görmek istediğini söyleyip arabaya bindirmişlerdi, bindirir bindirmezde hemen ağzını ve gözlerini kapatmışlardı taki mahkeme salonuna girinceye dek.O günkü duruşma tanıkların dinlenmesi için sona ermişti.

İkinci duruşma başlamıştı, sanık yerine getirilmişti. Hakim sanığa sordu

- Bahis konusu olan cinayet davasında siz hakimidiniz. Şahitlerin ifadelerinin ne olduğunu bize söyler misiniz?

- Birinci şahit olan yan komşusu cinayetin işlendiği saatlerde Been’in cinayetin işlendiği evden koşarak çıktığını söylemişti. İkincisi ise evden “ya benim olursun yada seni öldürürüm” diye bağırıldığını söylemiş bunun üzerine polise haber vermişti.

Hakim diğer soruya geçti;

- Bay Ross, bu olayda başka görgü tanığı olup olmadığını araştırdınız mı? Yoksa bu iki tanık size kafi geldi mi?

- ………

- Bay Ross, sorumu duyabildiniz mi?

- ………

- Evet, saygıdeğer jüri üyeleri bu son duruşma idi. Şimdi sizlerden kararınızı vermenizi istiyorum, duruşmaya saat onbeşe kadar ara verilmiştir.

- Jüri kararını verdi mi?

Hakim kararın yazılı olduğu kağıdı aldı.

- Bay Ross, ayağa kalkın lütfen. Bütün jüri üyeleri oybirliği ile sizi suçlu bulmuştur, bunun üzerine mahkeme heyeti de vermiş olduğu ceza, bazı hafifletici sebeplerden ötürü size dokuzyıl beş ay ağır hapis cezası verilmiştir. Suçluyu götürebilirsiniz.

Ross hücresine götürüldü. Yarım saat sonra Been hücrenin kapısını açtığında Ross’u yatağında oturur buldu.

- Bay Ross, biraz konuşabilir miyiz?

- Benden daha ne istiyorsunuz?

- Bakın Bay Ross, size halen yardım edebilirim. İstediğim sadece bir soruya doğru cevap vermeniz. Neden bahis konusu olan bu davayı oldu bittiye getirdiniz?

Uzun bir sessizlikten sonra;

- O davanın görüldüğü günlerde hem eyalet yüksek mahkemesi hem de şehir mahkemesinin hakim seçimleri vardı. Eyalet mahkemesine şehir mahkeme hakimi, şehir mahkemesine de ben adaylığımı koymuştum. Hakimle ben anlaşarak bu davayı pek uzatmadan neticelendirip kamuoyundan gelecek olan oyları daha yükseltebileceğimizi düşündük.

- Teşekkür ederim Bay Ross, senelerdir cevabını aradığım bir soruydu bu.

- Siz neden bu kadar ilgilisiniz?

- Bay Ross, beni tanımadınız dimi? Bana daha dikkatli bakın.

- Çıkartamıyorum.

- O cinayet davasında mahkum ettiğiniz bendim Bay Ross.

- ………

- Bay Ross, artık evinize dönebilirsiniz.

Ross ikinci kattaki kapısının dairesini açtı. Yalnız yaşıyordu, karısı birbuçuk yıl önce ölmüştü, bir oğlu vardı o da Atlanta’daydı. Salonundaki koltuğa çöker gibi oturdu, şaşkın ve yorgundu. Biraz sonra vücudu hafifçe sarsıldı sonra arkaya yaslanır gibi oldu. Bay Ross kalp krizinden ölmüştü.

Asıl Neden

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sizden Gelenler

Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Değişik konular üzerinde konuştular. Birden konu Allah’tan açıldı…

Berber: “Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah’ın varlığına inanmıyorum.”

Adam: “Peki neden böyle düşünüyorsun?”

Berber: “Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok hasta insan olur muydu, terkedilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimse acı çekmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum…”

Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber işini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berber dükkanına geri döndü.

Adam: “Biliyor musun ne var, bence berber diye birşey yok”

Berber: “Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim.”

Adam: “Hayır, yok. Çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı.”

Berber: “Hımmm… Berber diye birşey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?”

Adam: “Kesinlikle doğru! Püf noktası bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, o ne yapabilir ki? İşte dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!”


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 4 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 98246 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592