Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Sevgi’ Category


Mutluluk

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sevgi

İnsanın çabalarının vazgeçilmez hedefi mutluluktur. Elde etmek veya kendisinden uzak durmak, kurtulmak istediğimiz ne varsa bunlar karşısındaki tepkimizi mutluluk arzusu ve hedefi yönlendirir.

İnsan mutlu olmak için kendi kendine yeterli midir?

Hayır, insan tek başına ihtiyaçlarını karşılayamaz, varlığını sürdüremez; bu manada başkalarına muhtaçtır. Ama mutsuzluğun sebepleri arasında başkalarının olumsuz davranışları da vardır. Ayrıca bireyin aklı yanında güdüleri, duyguları, alışkanlıkları… vardır, bazen bunlar birbiriyle çatışır, çatışmayı anlık ve sürekli mutluluk lehine çözebilmek için aklın hakemliği ve irşadı da yeterli değildir; ötekiler aklı aşabilir, etkisini sıfırlayabilir. Sürekli mutluluk için bazen anlık zevk ve mutluluklardan vazgeçmek gerekir, akıl bunu emreder ama ötekilerin etkisiyle insan aklın buyruğunu dinlemez. Akla yardımcı olmak için din ve vicdan/ahlak da vardır, fakat bunların kitaplarda ve başkalarında var oluşu, sahip olmayanların mutluluğunu sağlamaz. Herkesin bunlara sahip olması için -bunların vazgeçilmez olduğuna inanılıyorsa- eğitim gereklidir; rejimlerin imkan ve niteliklerine göre devlet ve/veya özel kesimlerin din ve ahlak eğitimine yer vermeleri, özen göstermeleri zorunlu olur.

Bu dünyadan başka geleceği ve derdi olmayanların mutluluk hedefleri de bu dünya ile sınırlıdır. Dinle, aşkın bir varlıkla alışverişi olmayanların mutluluklarına “Allah, peygamber, ahiret, cennet, cemal (cennette Allah’ı görmek), rıdvân (cennette Allah’ın, kuluna -kendisinden- memnun ve hoşnut olduğunu söylemesi), bunların insana vereceği ölçüsüz ve benzersiz mutluluk beklentisi, cehennem, ateş, ceza ve bunların getireceği mutsuzluk korkusu” gibi unsurlar tesir etmez.

TIME dergisi son sayısında, mutluluk formülleri arayan ‘mutluluk bilimini kapak yapmış. ABD’nin bazı üniversitelerinde yapılan araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar oldukça ilgi çekici:

Para, iyi eğitim, yüksek IQ ve gençlik gibi özelliklerin sanıldığı gibi mutluluk getirmediğini tespit eden araştırmacılar şunları tavsiye ediyorlar:

1. Şükredin:

Başınıza gelen güzel şeyleri düşünün.

İslam’a göre şükür nimeti attırır, insan kendisinden daha iyi durumda olanlara baktığında bir de daha kötü durumda olanlara bakmalı ve haline şükretmelidir (Bu daha iyi olmak için çalışmaya engel değildir).

2- Başkalarına iyilik yapın:

Başkalarına karşı yardımsever olmak hem kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak, hem de sizi başkalarının gözünde yüceltecektir.

İslam düşmanlara bile iyilik yaparak onların dostluğunu kazanmayı tavsiye ediyor. Dinimizde iyilik yapmanın saiki ise “başkalarının gözünde yücelmek” değil, Allah’ın rızasını kazanmak; yani iyi bir Müslüman olarak yaşamak oluyor.

3- Hayatın tadını çıkarın:

Anlık zevkleri görmezden gelmeyin.

İslam’a göre dünya hayatı zindan veya ağlama vadisi değildir, dinin istediği “iki cihanda mutluluktur”. Bu dengeyi kurabilmek için de anlık zevkler ikiye ayrılmış, sürekli mutluluğa zarar verenler haram kılınmış, zarar vermeyenlerin yaşanması tavsiye edilmiştir.

4- Akıl hocanıza teşekkür edin:

İslam aklı, ilmi, tavsiyeyi değerli buluyor, bunlardan yararlanmayı, akıl ve ilim verenlere saygı göstermeyi emrediyor. Ancak aklın tek başına yeterli olmadığını, asıl teşekkür (hamd,şükür) edilecek varlığın Allah olduğunu, O’nun Peygamber aracılığı ile yaptığı bilgilendirme ve irşadların ön planda tutulması gerektiğini vurguluyor.

5- Affetmeyi öğrenin:

Allah, kendine ortak koşanları ve inanmayanları affetmiyor; zaten onların böyle bir talepleri de olmuyor. Bunun dışında dilerse -kendisini tanıyan ve inananların- bütün günahlarını affedebileceğini bildiriyor ve tövbenin önemini belirtiyor. Kullarına da affı birinci planda uygulamalarını tavsiye ediyor.

6- Ailenize ve arkadaşlarınıza zaman ayırın:

İslam’da aile ile ilgilenmemek, akraba ile ilgiyi kesmek, Allah’ın da bunu yapanla rahmet ilgisini kesmesine sebep oluyor. Hz. Peygamber, kendi dostları bir yana, vefat etmiş eşinin dostlarına bile vefakâr davranıyor, izzet ve ikramda bulunuyor.

7- Vücudunuza özen gösterin:

Peygamberimiz insanın üzerinde ne gibi haklar (ödevler) bulunduğunu açıklarken “Vücudunuzun da sizin üzerinizde hakkı vardır” buyuruyor. Vücut emanettir, o, emanet edenin iradesine uygun olarak korunacak ve kullanılacaktır.

8- Zorluk ve stresle baş etmenin yollarını bulun:

Dini inançlar zorluklarla mücadele etmekte yardımcıdır.

Araştırmacılar nihayet dini inançların (herhalde pratikleri, ibadetleri vb. de bunun içinde görüyorlardır) önemine gelmiş bulunuyorlar. İslam’a göre dini inanç ve ibadetler, Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat tarzı “iki cihan saadetinin” olmazsa olmaz şartıdır, asıl amilidir, temel yapıcısıdır. Din ve onun insanı zenginleştiren, onu diğer canlılardan ayıran boyutunu ortaya çıkaran ve bunu maddi boyutuna hakim kılarak insanı kemale erdiren iman ve çeşitli ibadetleri olmadan insanın hem dünyada hem de ebedi hayatta sürekli mutluluğu elde etmesi mümkün değildir.

Karlı Dağın Gizemi

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sevgi

Üç yıla yakın süredir, bir gün bile tatil yapmamıştım. Derken, umulmadık bir anda, iki hafta için kentten uzaklaşma olanağını elde ettim.Dağ karlar altındaydı; kiraladığım kulübeye büyük güçlükle çıkabildim. Ama, mavi gökte güneş pırıl pırıl parlıyor; kayaklarımın altında milyonlarca kar tanesi gevrek gevrek eziliyordu. Kendimi birden çok mutlu hissettim.

Burada, tüm bu güzellikler arasında, yaşamın streslerinden uzak bir düş gibi kalmıştı. Geceleri ve sabahın erken saatleri çok soğuk oluyordu; fakat gündüzleri hava ılıktı. Saatlerce kayak yapıyor ya da kulübemin dışında güneş banyosu yapıyordum; yalnızlıktan bu denli zevk aldığımı hiç anımsamıyorum.

Bir gece kar bastırdı; uzun karanlık, sonunda kurşunî bir sabaha yerini bırakınca o günü dinlenerek geçirmekten başka çarem olmadığını anladım. Aynı gün öğleden sonra, çok güçlü bir fırtına kulübeyi kırbaçlamaya başladı ve yine akşam oldu. Kulübenin keresteleri gıcırdıyor, rüzgar adeta bacadan içeri saldırmaya çalışıyordu. Bir keresinde, birinin seslendiğini duyar gibi oldum. Kapıyı açmaya yeltendimse de rüzgarın şiddeti beni odanın içine savurdu.

Kar, birike birike pencere pervazına dek yükselmişti. İster istemez ateşin başına döndüm.

- “Beni kimse çağırmış olamaz” diyordum; dışarıdaki cehennemde hiçbir insanın sağ kalamayacağı kesindi.

Kulede üç gün boyunca kaldım. Dördüncü gün, masmavi gökte altın renkli bir güneş, sabahı müjdeledi. Fırtına, biriken karları, kulübenin önünden yanlara sürüklediğinden, dışarıya çıkıp temiz havayı bol bol ciğerlerime doldurabildim. Ortalık bembeyazdı ve kesinlikle sessizliği bozan tek bir ses yoktu. Kendimde tükenmeyecek bir güç hissederek kayaklarımı ayaklarıma geçirdim, ama ilerlemek kolay değildi; tozumsu karın içine gömüldüm. Birkaç saat sonra yorularak kulübeye dönmeye karar verdim.

Dağın arkasında güneş batıyordu; altın rengi, kırmızıya çalmaya başlamış ve karın sonsuz beyazlığına pembe bir parıtlı vermişti. Kadını işte o zaman gördüm. Yanıma gelinceye dek, yakınlarda bir insan olduğunu fark etmemiştim bile. Birden genç ve güzel bir yüzle burun buruna gelince irkildim.

Başında, Kuzey İtalya’da kimi kadınların kullandığı, siyah bir atkı vardı. İnce vücudunun üzerine kirli bir asker kaputu atmıştı. Siyah atkılı ayakkabılarına şaşkınlıkla baktım. Ayaklarında kayak olmadığına göre, bu kof ve derin karların üzerinde nasıl olup da saatlerce batmadan yürüyebilmişti? Üstelik hiç de yorgun görünmüyordu. Ama gözlerinde büyük bir kaygı okunuyordu. Hafif bir yabancı aksan ile bana dedi ki:

- “Kulübenize dönünce, lütfen fenerinizi yakıp buraya getirir misiniz? Eşim Alfredo aşağıda ve yukarı çıkmaya çalışıyor. Işığınızı görürse, güç bulup çıkabilir belki.” Ona hâlâ şaşkınlıkla bakıyordum.

- “Peki, kayaksız olarak buraya nasıl çıkabildiniz? Hem neden eşinizin yanından ayrıldınız?” diye sormaktan kendimi alamadım.

- “Yardım getirmek için onu bıraktım. Ben dağı çok iyi bilirim, hiç de korkmam.”

İçimde kadına karşı bir sempatinin uyanmakta olduğunu hissediyordum. “Kayaklarımın arkasına basın ve bana tutunun. Birkaç dakika içinde kulübeye varırız; siz orada dinlenip sıcak birşey içerken, ben gidip eşinizi ararım” dedim.

Soğuk müthişti; biraz ısınmak için ellerimi çırpıyor ve vücudumu ovalıyordum. Gökyüzü daha şimdiden mürekkep gibi kararmıştı. Kadın kayaklarıma basarken, “Teşekkür ederim” dedi, ardından sırtımda küçük bir elin dokunuşunu hissettim.Fakat, kulübeye birkaç yüz metre kala, onun benimle olmadığını fark ettim. Dehşete düşerek seslenmeye başladım. Fakat bana yalnız, karla kaplı dağ yamaçlarından yankılanan kendi sesim yanıt verdi.

Kulübede, kibriti çakıp fenerin fitilini tutuştururken ellerim titriyordu.Feneri kemerime bağladım ve yine dondurucu soğuğa çıktım. Fakat karşılaştığımız yere varıncaya dek her tarafa baktığım halde, kadına rastlamadım. Ayak izlerini bile göremedim.Şimdi, gökyüzünde ay çıkmıştı. Aniden, uzun bir zamandır çepeçevre dönmekte olduğumun farkına vardım. Kulübemin sıcağına kavuşmaya can atıyordum. Her tarafım uyuşmuş, kafam da dumanlanmıştı; kadının eşini bu arada tümüyle unuttuğumu itiraf edeyim.

Derken, çok hafif bir ses duydum. Büyük bir çaba harcayıp dönerek dik yamacı son hızla indim. Yamacın eteğinde biri yüzüstü yatıyordu. Bu durumuyla hâlâ sesleniyor ve birşeyler mırıldanıyordu.Adam, kırksekiz saate yakın uyudu. Sonra, yine gözlerini açarak uzun uzun çevresine bakındı. Zayıf, ama genç bir sesle,

- “Yaşamımı kurtardığınız için minnettarım” dedi.

- “Daha fazlasını yapabilmeyi isterdim” diye karşılık verdim.

- “Alfredo’sunuz, değil mi?”

Adını bilmem onu şaşırtmadı; yalnızca başını eğmekle yetindi.Artık ona gerçeği söylemem gerekiyordu. Ona, eşine rastladığımı, benden ne yapmamı istediğini ve onu nasıl tekrar kaybettiğimi teker teker anlattım. Adam hiçbir şey söylemeden faltaşı gibi açılmış gözlerle bana bakıyordu.Neden sonra, başını duvar tarafına döndürerek acı acı ağlamaya başladı. Bu büyük acısı karşısında elimden bir şey gelemeyeceğini anlayarak kulübede onu yalnız bıraktım.Geri döndüğüm zaman, onu, ocağın yanında oturmuş, alevleri izlerken buldum. Bu kez sesi sakindi.

“Dağın eteğinde, iki kayaktan yapılmış bir haç vardır” dedi.

“Altı ay önce donarak ölen genç eşimi oraya gömmüştüm.”

Bundan sonra uzun bir süre konuşmadık. İkimiz de bir mucizenin gerçekleştiğini ve bunun açıklanmasının olanaksız olduğunu anlamıştık.Gözlerim pencerenin dışına, dağın zirvesine takıldı. Batmakta olan güneş, buraya altın ve kırmızı renkte bir taç oturtmuştu sanki. Doğanın sonsuz güzelliğinin çerçevesi içinde aşkın tanığı olmuştum. Birden kendimi çok güçsüz hissettim.

Gözyaşı

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sevgi

Gözyaşlarından daha samimi,daha içten,daha inandırıcı,daha berrak,daha olgun lisan var mıdır acaba? Öyle lisan ki, kelimesiz ve cümlesiz,fakat deruni manalı,pratik,sahibinin meramını en kestirme yoldan anlatan… Gözlerin hakikatleri, hakikati duyguları ve öz niyeti dilden lisandan daha net ifade ettikleri şüphesiz bir vakıadır. Edebiyata,şiirlere çok sık konu olmuş gözyaşları bizatihi şiirlerin en güzelidir.

Gözyaşları mecazi aşkın olduğu kadar ilahi ve imani aşkın en az çizemidir…Gözyaşları arzuların,özlemlerin,hareketlerin en azizini,en sıcağını ve hislerin en ateşlisini yansıtırlar….

Gözyaşları,muhabbetin,şefkatin,acının,merhametin,gurbetin,hasretin,yakarışın ve yalvarışın en veciz tezahürüdür. Duyguların sıcak dili ve dışa yansımasının adı: “Gözyaşı”

Öte yandan kalblerden merhametin,yalvarışın,dile getirilişin en müessir,en veciz şekli olan gözyaşlarının karşısında hissiz,duygusuz,cevapsız kalabilecek kişi bir merhamet sahibi olmasa gerek. Hele hele merhametlilerin en yücesi ve onun yaratıcısı olan ErhamürRahimiyn olan Allah, gözyaşları içinde yalvaran kulları karşısında duaları müstecap kılmaz da na yapar?..

İbni Abbas: “subhanellezi’nin secde ayetini okuduğunuz zaman ağlamadan secde etmeyin. Gözünüz ağlamıyorsa,buna üzülerek kalbiniz ağlasın” buyurmuştur.

Bu ağlayış bir rahatlama, bir teselli, Allahın merhametinin delilidir.Rasuli ekrem (s.a.v)bir hadisi şerifinde: “Kur’an-ı Kerim hüzün ile inmiştir. Onu okurken kusurlarınıza ve ilerideki tehlikelere karşı üzüntünüzü gösteriniz.” (Ebu Yala,İbn-i Ömer’den…)

Ona “Sevdiğinizi” Söyleyin

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sevgi

Öğretmen, yetişkin sınıflardan birisine şöyle bir ödev verir:

- “Sevdiğiniz birine gidin ve ona kendisini sevdiğinizi söyleyin.”

Bir sonraki dersin başında ise öğrencilerden birisi söze şöyle başlar:

- Geçen hafta bize bu ödevi verdiğinizde size sinirlenmiştim. Bu sözleri söyleyebileceğim hiç kimsenin olmadığını düşünüyordum. Eve giderken bir anda yüreğimin sesine kulak verdim. İşte o zaman kime “Seni Seviyorum” diyeceğimi anladım.

Bundan beş yıl önce babamla aramızda bir tartışma geçmişti ve o günden bu yana bu sorunu çözememiştik. Önemli aile toplantılarının dışında birbirimizi görmemeye çalışıyorduk ve hemen hemen hiç konuşmuyorduk. Eve vardığımda babama kendisini çok sevdiğimi söylemeye hazırdım. Bu kararı almak bile üzerimden büyük bir yük kaldırmıştı. Saat 5:30′da annemle babamın evinin kapısını çaldığımda kapıyı babamın açması için dua ettim. Çünkü kapıyı annem açarsa kendimi tutamayıp, ona kendisini sevdiğimi söylemekten korkuyordum. Fakat Allah yardım etti ve kapıyı babam açtı. Hiç zaman kaybetmeden eşikten adımımı attım ve :

- “Baba, buraya seni sevdiğimi söylemeye geldim” dedim. Babam sanki bir anda başka bir adam olmuştu. Yüzündeki ifade yumuşadı, kırışıklıklar yok oldu ve ağlamaya başladı. Kollarını açtı, beni kucakladı ve bana :

- “Ben de seni seviyorum oğlum, ama bunu hiçbir zaman dile getirmedim” dedi.

Fakat sizlere asıl anlatmak istediğim esas nokta bu değil. Babamı ziyaretimden iki gün sonra babam bir kalp krizi geçirdi ve hala hastanede. Şimdi yaşam savaşı veriyor. Şimdi sizlere şu mesajı vermek istiyorum:

- “Yapmanız gerektiğine inandığınız hiçbir şeyi ertelemeyin. Ya babama olan sevgimi ifade etmek için hala bekliyor olsaydım? Yapmanız gerekeni hemen yapın, hiç beklemeden…

Sevgi

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sevgi

Merhaba gülen gözlü arkadaşım, dudağındaki tebessümü kaybetmemişsin daha. Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi.

Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca. Ne yapalım arkadaşım, herkes senin gibi olamaz. Duyabiliyorum “Hayır olmalı” dediğini.

Haklısın arkadaşım, aslında bütün insanlar senin gibi olmalı. Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini, bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı bir tebessümle nasıl görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları vereceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlarda senin gibi olmak isterlerdi…

Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım. Saf ve hiç bir beklentisi olmayan bir çocuk gibi. Hayır arkadaşım, sevgi, sadece sevgiliye duyulmaz.

Sevgi evrensellikdir..

Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu. Onun yeri kalplerdedir.

Bir annenin kalbindedir, onun yeri çocuğuna verebilmek için. Onun yeri bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için. Evet… Sevgi heryerdedir.. Yeter ki sen onu bulmak iste.

Sevgiyi bulmak kolay… Zor olan onu elinde tutabilmekte. Unutma arkadaşım, sevgiyi duyabilmekle de iş bitmiyor… Sevgiyi göstermek de gerekir.

Hayat kısa arkadaşım bugün olan yarın yok. Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir. Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin. Biliyorum arkadaşım, bana hak veriyorsun. Şimdi koş sevdiğinin yanına.. Önce, ona gülen gözlerle sımsıcak bir gülümse ve “Seni seviyorum” deyiver içinden gelen en sıcak sesinle. Hayır bunlar komik şeyler değil arkadaşım..

Seni seviyorum anne, baba, kardeşim, arkadaşım vs. demek komik değil. Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil sadece biraz cesaret arkadaşım. Bu, yalnızca yüreğinin buz kapladığını, taşlaştığını zanneden insanlara biraz zor gelecektir ama onlar da senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve ağlamayı öğrenebildiklerinde inan herşey onlar için ve bütün insanlar için daha güzel olacak.

Evet arkadaşım, gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken kalpleri kırmak niye?

Hayat çok kısa arkadaşım.. Ve bu dünyadaki hiçbirşey kırılan kalplere değmez.

Şimdilik hoşçakal arkadaşım yine gel. Yanına senin gibi gülen gözlü, yüreği sevgi dolu insanları alıp yine gel olur mu? Beni fazla bekletme… Çünkü yarın burada olamayabilirim.

SEVDİKLERİNE “SENİ SEVİYORUM” DEMEK İÇİN GEÇ KALMA!..

Babamı İstiyorum

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Sevgi

Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.

Çocuk babasına, - “Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun” diye sordu…

Zaten yorgun gelen adam, “Bu senin işin değil” diye cevap verdi.

Bunun üzerine çocuk “Babacım lütfen, bilmek istiyorum” diye üsteledi.

Adam : - “İllâ da bilmek istiyorsan 20 milyon” diye cevap verdi.

Bunun üzerine çocuk “Peki bana 10 milyon borç verir misin” diye sordu.

Adam iyice sinirlenip, “Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat” dedi.

Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.

Adam sinirli sinirli: - “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.” diye düşündü.

Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, “Belki de gerçekten lazımdı”…

Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı…

Yatağında olan çocuğa, “Uyuyor musun” diye sordu. Çocuk “Hayır” diye cevap verdi…

- “Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” dedi…

Çocuk sevinçle haykırdı, “Teşekkürler babacığım”…

Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.

Bunu gören adam iyice sinirlenerek, “Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?…

Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” diye kızdı…

Çocuk : - “Param vardı ama yeterince yoktu ” dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı;

- “İşte 20 milyon…

- “Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?…”


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 4 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 79888 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592