Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?
Zamanlardan bir zaman çalışkan bir adam yaşardı bir ülkede.
Çok çalışırdı.Çok para kazanırdı.
Fakat harcaması fazla olduğu için bir türlü yoksulluktan kurtulamazdı.
Gün geldi, bir erkek çocuğu oldu.
Adamcağız buna çok sevindi.Çocuğun dünyaya gelişiyle birlikte evine bolluk ve bereket gelmişti.
Artık yoksul adamın durumu değişmişti.Geliri harcamalarından fazlaydı.Para artırmış, zengin olmaya başlamıştı.
Çocuk, henüz küçük yaştayken ok atmak, kılıç kullanmak istiyordu.
Okuldan kaçıyordu.Atış meydanlarına gidiyor, ok atıyor, kılıç kuşanıyordu.
Bütün ilgisi silah kullanmak yolundaydı.
Aradan yıllar geçti.Çocuk büyüdü, genç delikanlı oldu.Babası, kendisini evlendirmek istedi.
Oğluyla konuştu.İsteğini ona açtı.
Çocuk kabul etti.Fakat bir şart ileri sürdü.
- Nedir? diye sordu babası.
- Düğün giderlerini ben karşılayacağım.Gelini de ben seçeceğim.Evleneceğim kızı kendim belirlemeliyim.
Babası çok şaşırdı:
- Sen de düğün yapacak para var mı ki evladım?
Delikanlı ok gibi fırladı yerinden, kılıcını eline aldı:
- Benim, dedi evleneceğim gelin, ancak bir sultan olabilir.O da ancak kılıçla gelir!
Babası oğlunun bu durumuna çok üzüldü.
“Sonu karanlık bir yola girdi” diye düşündü.
Fakat aradan yıllar geçti, oğlu o ülkeye padişah oldu ve sultan bir gelin aldı.
Şahin yavrusu, Anne Çaylağa bu öyküyü anlattıktan sonra;
- Ben, artık bir lokma için buralarda kalamam, dedi.
Başka ülkelere gitmek istiyorum.Gönlümde başka iklimler yatıyor.Beni burada tutmayın, diye yalvardı.
Anne Çaylak, sonunda Şahin ‘i yuvada tutmanın imkansız olduğunu anlamıştı.
Çok üzülmesine rağmen gitmesine izin verdi.
Padişah Debleşem, şahin hikayesini anlatmaya devam ediyordu:
- Şahin, yola çıktıktan sonra bir hayli uçmuştu.
Durup dinlenmeden epeyi kanat çırpmış çok yol almıştı.
Yolu gide gide yüce bir dağa vardı.
Karnı acıkmıştı. Av peşinde koştu bir zaman, ve ilk olarak bir keklik avladı.
Keklik eti çok lezzetliydi.Şahinin hoşuna gitmişti.Tadı damağında kaldı.
- Şimdiye deknasıl d avlanmadım! diyerek hayıflandı.
Anne Çaylağı düşündü bir süre.Gurbete çıkmaması için çırpınıp duruyordu.Oysa değişik yerler gezmek ne kadar da yararlıydı.
- Gurbete çıkmasaydım, şimdi bu lezzetli eti yiyebilir miydim? diye söylendi şahin.
- Kimbilir ilerde daha neler bekliyordu kendisini? Bunu düşününce, bir an önce dinlenip yola çıkmak istedi. Ve kısa bir aradan sonra yola koyuldu.
Havada süzüldü.Aşağıda gördüklerine inanamıyordu.Yemyeşil tepeler, görkemli dağlar…Şırıl şırıl akan sular…
Yol boyunca soğuk pınarlardan içti.Türlü türlü hayvan avladı.
Kendisini oldukça rahat hissediyordu.Havada süzüldükçe aşağıda yemyeşil tabiatın sürüp gitmesinden sonsuz tatlar almaktaydı.
Gezisi unutulmaz anılarla sürüp gidiyordu. Bir ara yorulmuştu.Çevreyi kolayca izleyebileceği yüksek bir kayaya konmuştu.
İlerde, ağaçların arasında kalabalık gördü. Bir padişah sarayındaki adamlarıyla birlikte ava çıkmıştı.Kolunda da alımlı bir Doğan vardı.
O anda ansızın ortaya çıkan bir kuşun ardına doğanı salıverdi, Padişah.Doğan, avı yakalamak için uçarken, bizim şahin harekete geçti.Doğan’dan önce avı yakalayıverdi.
Padişah kendi doğanından önce avı yakalayan Şahin ‘e sahip olmak istedi.
Bunu üzerine evcil bir şahin’i bizim şahin’e doğru gönderdiler.O da saraya gelmesi için çağrıda bulundu.
Yavru Şahin bunu bekliyordu zaten.Hemen kabul etti ve Padişah’ın omuzuna çıktı.
Debleşem Şah, hikayeyi burada bitirdi.Başvezir, düşüncesinin padişah tarafından geçersiz kılındığını gördü.Bunun üzerine ikinci vezir Padişah’ın huzuruna çıktı.
O da, başvezir gibi geziye çıkmanın kötü yanlarından söz etti.
- Ülkenin huzuru padişahın sağlıklı ve güçlü olmasına bağlıdır.Seyahate çıkarsanız rahatsızlanabilirsiniz.Çok sıkıntı çekersiniz, dedi.
Debleşem Şah, ikinci vezirin sözlerini de bağenmedi.
- Padişah yorgunluğu halkın mutluluğu içindir. Gezmekten korkmamak gerekir.Gezmek, değişik farklı yerler görmek iyidir.Ülkem ve halkım için ben bundan yanayım, dedi.
Debleşem Şah, yavru bir kaplanın hikayesinden söz etti danışmanlarına.
Vezirler, padişahın başka ülkelere geziye çıkmasını istemiyorlardı.
Padişah ise, anlattığı hikayelerle gezi düşüncesini benimsetmeye çalışıyordu.
Söyleşi gele gele yavru bir kaplanın hikayesine geldi.
Bir zamanlar yoksul mu yoksul bir nine yaşardı…
Miskin bir kedisi vardı.
Kendisi yemek için doğru dürüst bir şey bulamayan nine, kedisine artıklarını veriyordu.Ciğer, et, ekmek, işkembe gibi yiyecekleri kedi rüyasında bile göremezdi yoksa.
Bazen bir fare yakalıyor, kendisini şanslı görüyordu.
Günler böyle geçip giderken…Bizim Miskin Kedi, iyice zayıflamış, çelimsizleşmişti.Bigün evin damına çıktı.Baktı, orada, iri yapılı, semiz mi semiz bir kedi vardı.Doğrusu onu kendisinin yanında bir kaplan gibi gördü.Zayif kedi, hayıflandı,”Niçin ben böyle güçsüz, bakımsızım, sen böyle şişman, semizsin?” diye…
Semiz Kedi:
- Sen de her gün Padişah’ın sarayında bulunursan türlü türlü yemekler yersin , benim gibi olursun, dedi.
Güçsüz Kedi’nin aklına yattı bu.
Her gün miskin miskin oturuyordu.Yoksul ninenin evinde ne vardı ki…Ne yiyecek, ne içecek…
Semiz Kediye,
- Ne zaman gidersen haber ver birlikte gidelim, dedi.
Semiz Kedi bunu kabul etti.
Güçsüz Kedi, akşam olduğunda durumu nineye anlattı.Nine,
- Vah vah, dedi, çok üzüldüm.Hırs insana zarar verir, şimdi sen bunu düşünemiyorsun.
Kedi nineye gülüp geçti.
Ertesi gün yiyeceği türlü türlü yiyecekleri düşünüyordu.
Sabah oldu.Semiz Kedi, pencereden, “miyaav miyaaav!” diye seslendi, Zayıf Kedi de çıktı, birlikte saraya gittiler.
Fakat sarayda durum hiç de tekin değildi.Padişah yüzlerce kedinin miyavlamasından bıkmış usanmıştı.Adamlarına,”Bundan sonra gelecek yabancı kedileri öldürün,” diye emir vermişti.
Bunun için özel olarak okçular hazırlatılmıştı.
Semiz Kediyle, ninenin kedisi iştahla yemek artıklarına saldırdılar.
Bunun üzerine okçular harakete geçti.
Bizim zavallı kedi, tam midesinden bir ok yedi. Acı acı bağırarak oracıkta ölü verdi.
Anne Çaylak, bu hikayeyi Şahin ‘e anlattıktan sonra:
- Bu hikaye sana ders alasın, diye anlattım.Sen de elindekiyle yetinmezsen sonun ninenin kedisi gibi olur.
Şahin Yavrusu, Anne Çaylağın anlattığı hikayeyi ilgiyle dinledi.Çaylak, kendisini çok seviyordu.Şevkatliydi.Üzerine titriyordu.Hikaye de anlatılanları kendisini sevdiği için örnek olarak vermişti.Fakat Şahin Yavrusu, herşeye karşın kalmak niyetinde değildi.
- Mutluluk, sadece yiyip içmek değildir.Gerçek mutluluk erişilmesi güç şeyleri elde etmekle olur.
Şahin Yavrusu, Çaylağa bu sözlerin ardından bir öykü daha anlatmaya başladı.
Oldukça dik ve yüksek bir kayanın tepesi…
Günlerden bir gün iki şahin buraya yuva yaptılar.
Gel zaman git zaman, sevimli bir palazları oldu.Özellikle anne şahin sevinçten çıldıracak gibiydi.
Yuvalarını rengarenk tüylerle süslediler.
Yavrularına türlü türlü yiyecekler getirdiler.
Mutluluklarını artıran bu olaya çok sevindiler.
Yavru şahin büyümeğe başlamıştı.Gün geçtikçe gerçek tüylerine kavuşmuş, gagası, pençeleri gelişmişti.Kanatlarının da iyiden iyiye büyüdüğünü hissediyordu.
Yine günlerden bir gün…Anne ve baba şahin yavruya yiyecek bulmak için uçtular.Onu yuvada yalnız bıraktılar.
Yavru sıkılmıştı.
Kalktı.Yuvanın ucuna çıktı.Kanatlarını gerdi.Esnedi.
” Çok güzel bir gün” diye geçirdi içinden.
Uzaklarda bulutlar…
Güneş, ışıklarını dört bir yana salmıştı.Berrak mı berraktı gökyüzü.
“Ben de annem ve babam gibi uçamaz mıyım acaba?” diye düşündü.
Canı da çok sıkkındı, sürekli oturmaktan…
Kararını vermişti.Uçacaktı.Uçmayı deneyecekti.Kanatlarını iyice gerdi.Gözlerini kapadı.Kendini boşluğa bıraktı.
Fakat zavallı şahin yavrusunun uçmaya gücü yetmedi.Kanatlarında kendisini taşıyacak kuvvet yoktu henüz.Bir süre çırpındı havada sonra hızla düşmeye başladı.Panik içinde bağırıyori çırpınıyordu.
Yavru şahinin hızla yere doğru düştüğü sırada, yerde bir başka yuvadan bir anne dışarı çıkmıştı.Anne Çaylak, yavrularına başka yuvadan bir anne dışarı çıkmıştı.Anne Çaylak, yavrularına yiyecek bulmak için yuvadan çıkmıştı ki,yukardan gelen bir bağırtı işitti.Hızla bir şey düşüyordu yere…
“Şahinin pençesinden düşen bir fare olmalı” diye düşündü Anne Çaylak.
Ve koşarak yavru şahinin düşeceği noktaya gitti.
Orada durdu ve bekledi.
Şahin yavrusu tam düşeceği sıra Anne Çaylak kanatlarını açtı.Yavruyu kanatları üzerine aldı.
Fare diye beklediği şeyin bir yırtıcı kuş yavrusu olduğunu görünce şaşırdı.
“Yüce Allah” dedi, “bu yavrunun ölmemesini takdir etmiş, buna da beni araç yaptı. Bu yavru artık benim yavrumdur, onu diğer çocuklarımla beraber büyüteceğim.”
Anne Çaylak’ın düşüncesi gerçekleşti.
Yavru Şahin, çaylak yavruları arasında büyüyordu.
Günler günleri aylar ayları kovaladı.
Yavrular büyüdü.
Şahin yavrusu, çaylaklara bakarak, kendisinin onlardan farklı olduğunu düşünüyordu.
Anne Çaylak, yırtıcı bir kuşun annesi olmayı kendisi için önemli bir özellik olarak görüyordu.Bu yüzden gerçeği anlatmıyordu.
Fakat gün geçtikçe yavru şahin kendisinin farklı olduğunu anladı.
Kalbini derin bir üzüntü kapladı.
Yalnızlaştı.Çevresinden iyice koptu.
Anne Çaylak, Şahin ‘e üzüntüsünün sebebini sordu.
Şahin:
- Kendimi garip bir üzüntünün kollarında hissediyorum.İzin verseniz, değişik yerler gezsem.Farklı kişler tanısam, kederimi biraz dağıtabilirim.
Anne Çaylak, şahinin ayrılmayı düşündüğünü görünce şaşkına döndü.Birden beyninden vurulmuş gibi, gözleri yerlerinden fırladı, ne söyleyeceğini şaşırdı, başladı dil dökmeye:
- Bak yavrum, insan gurbete iki nedenle çıkabilir: Biri, geçimini sağlamak, diğeri,kendi ülkesinde kalmayacak kadar rahatsız olmak.Çok şükür bunların hiçbiri sende yok.Sana yavrularımda daha çok sevgi besliyorum.Onlara yedirdiğimden fazlasını yediriyorum.Elimden başka ne gelir bilmem ki…
Şahin, sessizce öününe bakıyordu.
Anne, şahinin içinde kesin bir ayrılma düşüncesi oluğunu hissetti.
Ona, gurbete çıkmanın tehlikeli olduğuna dair bir hikaye anlattı.
Bazende Çağırtkan Güvercin ‘in anlattığı öyküyü çok beğendi.Derin bir anlamı vardı.Fakat şimdi bunun sırası değildi.Bir an önce kurtulmalıydı tuzaktan.
Sevgili, eşi Nevazende’yi düşündü.Yuvasında yaşadığı mutlu günler geçti gözünün önünden.İç geçirdi.Çaresizliğine ağladı.
Baktı, ayağındaki tuzağa, kararını verdi.
Şansını denemeliydi.
Kanatlarını gerdi.Bütün vücudunu gerdi.
Olanca gücüyle çırpındı, kanatlanmağa çalıştı.
Tuzağın bağlı olduğu ip çok zayıflamıştı, eskimişti.Ansızın kopunca ip, Bazende havalanmıştı.
Çağırtkan Güvercin ‘e kanat salladı, göğe yükselirken.
Bazende, özgürlüğe kavuşmuş olmanın sevinciyle dah da yükseğe havalandı.
Artık yuvasına dönmek istiyordu.Eşini çok özlemişti.
Uça uça bir köye vardı.
Köyün kıyısındaki ekin tarlasına kondu.Yorulmuş ve acıkmıştı.Hem dinlenmek hem de birşeyler yemek istiyordu.
Burada da kendisini bir tehlikenin beklediğinden habersizdi.Tarla sahibinin oğlu elinde bir okla bekliyordu.Bazende’nin tarlaya konduğunu görünce, okunu germiş ve ona doğru bırakmıştı.Zavallı güvercin yan tarafından yaralanmıştı.Kanlar içinde nereye, nasıl uçtuğunu bilmeden çırpınarak kaçmaya çalışmıştı.Gözü dönmüş çocuksa ardından izlemişti onu.Bazende bir kuyuya kendisini atmış, çocuk da geri dönmüştü.
Kuyu derin ve karanlıktı.
Yaralı bir halde, geceyi burada geçirdi.
Sabah olunca, güç durumuna karşın evine dönmek için tekrar uçmaya başladı.
Yuvasına ulaştığında artık gücü takatı kalmamıştı.Bitkindi.Çok yorgundu.
Nevazende, yaralı eşinin durumunu görünce çok üzüldü.Bir kaç ay içinde nasıl da zayıflamıştı.
- Bu sana ders olsun, dedi, artık yuvanı terketmek yok.Sonu belirsiz gezilere çıkmak da yok.
Başvezir hikayeyi burada bitirdi.
Padişah Debleşem, vezirin anlatmak istediğini kavramıştı.
- Ey başvezirim! dedi, doğrudur, gezmenin güç yanları çoktur.Fakat doğduğumuz, yaşadığımız yerden hiç dışarı çıkmazsak bilgisiz kalırız.Miskinleşiriz.Şayet doğan ve atmacalar yuvalarından çıkmasalardı, hiç hükümdarların omuzlrı üzerinde oturabilirler miydi?Çaylak palazlarıyla birlikte büyüyen Şahin ‘in hikayesini bilir misiniz? Şahin çaylağın yuvasında kalmış olsaydı Padişah’ın elini öpebilir miydi?
Başvezir, Padişah’ın sözünü ettiği hikayeyi bilmiyordu.Orada bulunanlar da hikayeyi merak ettiler.Padişah’tan anlatması için ricada bulundular.
Padişah Debleşem Şah, Şahin yavrusunun öyküsünü anlatmağa başladı.
Zamanın birinde, bir deve yavrusu annesinin arkasında gidiyormuş.Fakat anne deve o kadar hızlıymiş ki, yavru bir türlü yetişemiyormuş.Hızlı gideceğim diye de kendisini paralıyormuş.
Annesine yalvarmış,
- “Anneciğim, nolur biraz yavaş yürü sana bir türlü yetişemiyorum”demiş.
Bunun üzerine anne deve,
- “Ah yavrum” demiş, “yular ben de değil ki, başkasının elinde, o beni hızlı yürütünce hızlı gidiyorum.”
Vaktin birinde bir ülkede iki güvercin vardı.Yuvalarında güven içinde yaşıyorlardı.Birinin adı Bazende, diğerininki Nevazende’ydi.
Yuvaları o kadar güvenliydi ki,doğrusu oradan ayrılmayı düşünmek düpedüz aptallık olurdu.Buna rağmen Bazende ‘nin içine bir gün gezme arzusu düştü.Nevazende ‘ye bu isteğini açtı:
- Sevgili arkadaşım, daha ne zamana kadar yuvamızda oturup duracağız.Ben uzak ülkeleri, masmavi denizleri çok merak ediyorum.Gezip tozmak istiyorum.Bilgimi, görgümü, artırmak niyetindeyim.Ne dersin?
Nevazende, onun bu düşüncesini kaygıyla karşıladı:
- Güzel, dedi,gezmek, değişik yerler görmek çok güzel.Fakat tehlikelerden emin olamazsın.Bir fırtına , bir rüzgar, yırtıcı bir hayvan… Bütün bunlar olmasa…
Bazende, söze girdi hemen,
- Doğru, haklısın, ben de o tehlikeleri hesaba katmıyor değilim.Fakat sıkıntı çekmeden rahata kavuşulmaz.Yolda çekeceğim çilelere karşı bilgimi, görgümü artıracağım.
Nevazende, arkadaşının kararının kesin olduğunu gördü:
- Yine de gel şu düşünceden vazgeç dostum, dedi.Yanında yakınların olsa ya neyse.Böyle yalnız başına tehlikelere nasıl göğüs gerebilirsin?Boşver! Vazgeç bu sevdadan.Yuvamızda mutluyuz.Bunu bozmayalım.
Nevazende’nin öğütleri Bazende’yi bir türlü etkilemedi.O, kararlıydı.Her türlü tehlikeye rağmen gezme düşüncesinden vazgeçemiyordu.Kararını kesin vermişti.Uçacaktı.
Uzak ülkelere gidecekti.
Sonunda hazırlığını yaptı, Bazende.
Arkdaşıyla vedalaştı.
Yuvadan havalandı.Yüksekler doğru kanat çırptı.
Ufukta kayboldu.
Nice denizler aştı.Nice dağlar dolaştı.
Günlerce yol aldı.
Havada süzülürken ayaklar altında kayan güzelliği zevkle seyrediyordu.
Günlerce kanat çırptı.
Fakat keyfi o kadar yerindeydi ki, yorgun oluşu aklının ucundan geçmiyordu.
Günler günleri kovaladı.
Bazende, arada bir dinlenerek sürekli uçtu.Sürekli yol aldı.
Birgün yüce mi yüce bir dağın doruğuna ulaştı.Cennet gibi bir yerdi burası.Zümrüt gibi yemyeşildi.Ağaçlar, çiçekler, aşağıda akarsular, dereler…Mis gibi bir koku vardı.Şırıl şırıl sular akıyordu.
Bir süre dinlenmek istedi.Hem bu cennet güzelliği de seyredecekti.
Fakat birden büyü bozuldu.
Sessizliğin ortasına bir fırtına düştü.
Kuvvetli bir rüzgar sanki sessizliği yırtar gibi esiyordu.Gökyüzünü yağmur bulutları doldurdu bir anda.Ortalık kararıverdi.Şimşekler çakmaya yıldırımlar düşmeye başladı.
Bazende neye uğradığını şaşırmıştı.
Fırtına sağnak bir yağmurla sürdü gitti.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında zavallı Bazende sığınacak doğru dürüst yer bulamadı.
Hele şimşek ve yıldırım gürültüsü! En çok onu korkutan buydu.
Bazende yağmur altında sırılsıklam olmuştu.Üşüyordu.Fırtınaya karşı uçmaya çalıştı, çok yorgun düşmüştü.Kanatlarını kaldıramaz bir haldeydi.
Fırtına biraz biraz yavaşladığında kalın gövdeli bir ağacın kovuğuna sığındı.Bir an sevgili arkadaşı Nevazende ve yuvası aklına geldi.Sessizce iç geçirdi.”Ah!” diye inledi,”İnsanın kendi yuvası gibi var mı?” Şimdi yuvasında olsaydı! Kendisini güvende hissedecekti.
Bazende, gurbete çıkmanın ilk pişmanlığını duyuyordu.
Neden sonra fırtına dindi.
Sabaha doğru artık hava normale döndü.Güneş açtı.Tekrar zümrüt güzellik ortaya çıktı.Çiçekler gülüşmeğe, böcekler ötüşmeğe başladı.Kelebekler kesik, zarif danslarıyla zümrüt güzelliği süsleiler.Kuşlar şarkılar söylemeye başladılar.
Bazende sığındığı kovuktan çıktı.
Kendisini müthiş yorgun hissediyordu.
Çaresiz, uçmalıydı.
Tekrar havalandı.
Öğleye dek uçtu Bazende. Yine halsizleşmişti.Güneşte iyice yükselmişti.
Bir de ne görsün.Aman Allah’ım! Koskocaman bir şahin! Büyük bir iştahla üzerine doğru gelmiyor mu?Şahinin heybetinden çok korktu Bazende. Neydi bu başına gelen.Korkudan gözleri karardı.Başı dönmeğe başladı.Kulakları uğulduyordu.Kanatlarında artık güç kalmamıştı.
Ölümün yaklaştığını hissetti.Şahin hızla üzerine geliyordu.Bazende’nin gözünün önüne yuvası ve arkadaşı geldi.Bu tehlikeyi de atlatırsa hemen yuvasına dönecekti.
Şaşılacak bir şey oldu bu sıra.Kocaman bir tavşancıl kuşu ortaya çıktı.O da şahin gibi Bazende ‘yi gözüne kestirmişti.Üzerine doğru geliyordu.
Şahin’le tavşancıl avı paylaşmaya yanaşmadılar anlaşılan ve birbirlerine düştüler.Aralarında amansız bir dövüş başladı.Bazende kavgadan yararlanarak oradan uzaklaştı.
Kuytu bir yere sığındı.Korkudan tir tir titriyordu zavallı güvercin.Kalbi duracakmış gibiydi.
Sabaha dek orada sessizce bekledi Bazende.
Sabahın diri ışıklarıyla çıktı gizlendiği yerden.Tabiat cıvıl cıvıldı.Herşey tatlı bir güzellik içindeydi.
“Oh! Çok şükür” diye mırıldandı,”yaşamak ne güzel şey”
Dünkü kararını unutmuştu.
Hiçbir şey olmamış gibi yine havalandı.Yorgun kanatlarını boşluğa bıraktı.Süzülmeğe başladı.
Uzak diyarlara doğru yol almağa durdu.
Uçtu. uçtu; günlerce uçtu.
Yoruldu, dinlendi, tekrar havalandı.
Bir hayli acıkmıştı, yorulmuştu.
Süzüldüğü yerde aşağı doğru baktı.Yemyeşil bir bahçe gördü.
Aşağıda güzel bir çimlik vardı.O da ne! Kendisi gibi bir güvercin çimende tatlı tatlı yem yiyordu.
Yanına doğru süzüldü onun.
Çimliğe kondu.Konar konmaz taneleri yemeğe başladı.Sağına soluna bakmadan yemeğe koyulduğu çimenlikte bir tuzak vardı.Bazende bundan habersizdi.Sonunda “şak” diye kurulan tızağa düşmesin mi!
“Eyvah! bir tuzak galiba” diye bağırdı.
Çaresiz çırpınmaya başladı.Yerdeki yemin oraya mahsustan konulduğunu anladı.O güvercinde av çekmek için duruyordu orada.Anladı ama, iş işten geçmişti.Yapılacak bir şey yoktu.
Güvercin yanına yaklaştı.Bazende, sitemli bir biçimde konuştu:
- Güvercin kardeş, sen de benim cinsimdensin.Burada bir tuzak olduğunu insan söylemez mi?
Güldü diğer güvercin:
- Yapılacak hiç bir şey yok, dedi.Bizde bu hırs olduktan sonra.Bırak bizim gibi zavallı kuşları, insanları bile tuzağa düşürür bu duygu.İnsanların ilk atası Hazretî Adem ‘in de cennet’ten çıkarılması hep bu hırs yüzünden değil mi?
Bazende, güvercinin sözlerine hak verdi.Fakat yapılacak bir şey yoktu.Kendisine ancak o yardım edebilirdi.
- Haklısın, dedi Güvercin ‘e. Fakat bu tuzaktan kurtulmam gerek, bana yardım edebilir misin?Eğer bunu yaparsan ömrüm boyunca sana minnettar kalırım.
Çağırtkan Güvercin de çaresizdi:
- Ayağıma baksana, dedi.
Bazende, baktı ayağı bağlıydı.
- Görüyorsun, dedi Çağırtkan Güvercin, ben de bağlıyım.
Kendi isteğimle burada durmuyorum.Gücüm olsaydı, önce kendim kurtulurdum.
Bir de öykü anlattı Çağırtkan Güvercin.