Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Kelile ve Dimne’ Category


Şahin Ve Kuzgun

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Sevgi sessiz bir kuştur, uçar kalp denizinde…

Yıllar, belki yüzyıllar önceydi.

Yemyeşil bir orman köyünde, garip bir derviş yaşardı.Gece gündüz Allah’ a ibadette bulundu Derviş.Bir parça ekmek bulursa yer, bir yudum su bulursa içerdi.İçinde sonu gelmez istekler yoktu…

Bir gün ormana gitmişti.

Kalın gövdeli tek ağaçlar…Kayaları delmiş incecik kökler…Çiçekler…Kelebekler…

Şırıl şırıl kaynayan pınarlar…

Bir yandan gizemli güzellikte kendisini yitirerek yürüyor, bir yandan da ;

“Allah ne güzel yaratmış”! diyerek duygularının ayaklandığını hissediyordu.

Derken, bir şahin gördü, kalın ağacın gövdesinin çevresinde dönüp duruyordu. Garip sesler çıkarıyordu.

“Allah Allah, bu hayvanın bir derdi var galiba” diye söylendi.Şahin ‘in gagasında et parçası vardı.Derviş iyice meraklandı.Kenara gizlendi.Şahini izlemeye başladı.Şahin bir süre ağacın çevresinde dolandı durdu.Sonunda, ağaçtaki yuvaya kondu.O da ne! Derviş baktı yuvada bir kuzgun var.gözleri görmüyordu kuzgunun.Tüyleri de dökülmüştü.

“Zavallı kuzgun” Diye söylendi Derviş.Hayvanın miskin haline çok acımıştı.

Şahin, yuvaya konar konmaz gagasında ki et parçasını çöplerin üzerine koydu.Kuzgun bağırıyordu.Aceleyle et parçasını da küçük lokmalara böldü ve teker teker kuzguna yedirmeye başladı.

Derviş beyninden vurulmuşa dönmüştü.

“Nasıl olur!” Diyerek şaşkınlığını belirtti.

Gözleri görmeyen miskin bir hayvanın yiyeceği bir yırtıcı kuşun eliyle kendisine gönderiliyordu.

Ben de oturup beklesem Allah bana yiyecek gönderir diye orada beklemeye başladı.

Gece oldu.

Vakit bir hayli ilerledi.Derviş hala bekliyordu.

Sabah oldu.Kuşlar cıvıldaşmaya başladı.

Derviş bekliyordu.Ne gelen vardı ne giden.

Güneş ışıklarını çekti yeryüzünden.

Karanlık bir perde çöktü.

Ay ışıldadı.

Yıldızlar göğün yüzünü lacivert bir kıra dönüştürdüler.

Ay sessizce çekilde neden sonra.

Gün tekrar gülümsedi.

Aradan kaç gün geçti, bilinmez.

Biz diyelim on siz deyin yirmi gün…Derviş beklemekten bıkmıştı.Açlıktan da güçsüz düşmüştü.

Aklı başına geldi neden sonra.

“Çalışmayınca Allah bir şey vermiyor insana” diye düşündü.

Neredeyse açlıktan ölecek gibiydi.

Kalktı yiyecek aramaya koyuldu.Tüccar öyküyü anlattı.Oğullarına bu hikayeden çıkardığı dersten söz etti.

Küçük oğlu çok etkilenmişti.

- Öğütlerin çok güzel babacığım, dedi. Ama benim bir sorum var. Kazandığımız serveti nasıl koruyacağız?

Tüccar, küçük oğlunun sorusunu dinledi. Bir süre düşündükten sonra:

- Kazandığımızdan fazla harcamamalıyız, dedi.

- Doğru, dedi küçük oğlan.

Babası devam etti:

- Elde ettiğimiz serveti iyi korumalıyız.Sermayemizi daima bırakmalıyız.Harcamalarımızı karımızdan yapmalıyız.

- Böylece sermayemiz elimizden çıkmaz, dedi küçük oğlan,

- Elbette, dedi tüccar.

Babanın aklına bir hikaye daha geldi.Gerğinden fazla harcayan farenin hikayesiydi bu.

- Anlatayım mı bu hikayeyi? diye sordu tüccar.

Çocuklar:

- Çok iyi olur, dediler.

Baba, hikayeyi anlatmaya başladı.

İki Şehzade

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Halep’de bir zamanlar bir padişah yaşardı.İki de oğlu vardı.

Çok zengindi.Büyük bir hazineye sahipdi.Servetinin geleceği konusunda kuşkuluydu.Oğullarına güvenmiyordu.Bir çare aramaya başladı.Halep’ te yaşayan oldukça dindar bir dervişle anlaştı.Bütün hazinesini sarayda bir mahzene gömdürdüğünü söyledi.Gerçekte bu doğru değildi.

Çocuklarına,

- İşte hazinem burada, dedi.Ben öldükten sonra gerektiğinde bu mahzeni açarsınız.Ülkenin paraya ihtiyacı olursa buradan karşılarsınız.

Hazineyi geceleri , Derviş’in bulunduğu yere taşıdılar.Derin bir kuyu kazıdılar.Bütün parayı, mücevherleri buraya gömdüler.Bir de şehzadeler güç durumda kaldıklarında.

Aradan yıllar geçti.

Padişahlar bu dünyadan göçüp gitti.ardından Derviş de ölmesin mi! Hazinenin yerini kimse bilmiyordu.Çok geçmeden şehzadeler kavgaya başladılar,Biribirlerine girdiler.Kıyasıya dövüştüler.

Şehzadelerden biri diğerini yendi.Tahta geçti.Hazineye el sürmedi.Gerektiğinde açacaktı.

Tahta geçen şehzadeler görkemli bir yaşayış içindeydi.

Diğeri tacı tahtı terketti. Sadece ahiret için çalışma düşüncesiyle kenara çekildi.Aklına o dindar adamın evine gitmek geldi.Gitti ve orada yaşamaya başladı.

Günlerden bir gün kuyunun suyu çekildi.

Şehzade su bulmak için kuyunun dibine indi.

Kazması, sert bir cisme takıldı.Merak edip baktı ki ne görsün!Babasının hazinesi.

Çok sevinmişti Şehzade.

Durumu kimseye duyurmadı.

Tahtta olan kardeşi kendisi adeta kaybetmişti.Zevk içinde yaşıyordu.Elindeki parayı harcayıp tüketmişti.

Ülke yönetimi başıboş kalmıştı.

Bunu fırsat bilen komşu ülkenin hükümdarı saldırıya geçti.

Şehzade ordu kurmak için babasının hazinesini açtırmak istedi.Aradılar aradılar, babasının sözüne ettiği yerde bulamadılar.Hazırlıksız girilen savaşta şehzade öldürüldü.Saldıran ülkenin padişahı da bir okla vurulup ölmüştü.Bunun üzerine iki taraf anlaşma yoluna gittiler.Ve bir hükümdar seçmek istediler.

Düşündüler taşındılar.

Birçok kimseye sordular, danıştılar.

Sonunda diğer şehzadeyi padişah olarak seçtiler.

Tüccar, oğlunu anlattığı hikayeyi dinledi.

- Bu hikayede etkileyici bir düşünce yok, dedi.

Tüccar’ın oğlu sustu.

Babası haklıydı.

“Ben de haklıyım” diye geçirdi içinden.Doğrusu baba mı haklıydı, yoksa oğlu mu, kestirmek zordu.

Tüccar, bunun üzerine, Şahin ile Kuzgun arasında geçen bir hikayeyi hatırlattı.

Onu anlatmaya başladı.

Arslan, Öküz ve Çakal

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Her türlü aşağılama ve kendini büyük görme somut alemin depremidir.

Vaktin birinde oldukça çalışka bir tüccar vardı.Kazanç sağlamak için gezmediği ülke kalmamıştı.Pek çok işe girmişti.Çok yorulmuştu.

Günlerce uykusuz kalmış, aç yatmıştı.

Daha çok kazanmak için ne gerekirse yapmıştı.

Aradan yıllar geçti. Tüccar çok zengin oldu.

Serveti padişahların hazinesinden daha çoktu.

İki de oğlu vardı. Onları en iyi şekilde yetiştirmek istiyordu.Bu uğurda elinden geleni esirgemiyordu.Ne gerkirse yapıyordu.

Gel zaman git zaman tüccar yaşlandı.Saçı sakalı ağardı.Beli büküldü.

Çocuklarının durumu değişmişti.Har vurup harman savuruyorlardı.Bolluk içinde yaşıyorlardı.Geleceği düşünmeden ellerine geçeni harcıyorlardı.Eğlenceler düzenliyorlar, israf içinde yüzüyorlardı.

Tüccar, çocuklarını durumuna çok üzüldü.Bu gidişle, bir ömür boyu elde ettiği serveti bir anda tüketecekti.Çocuklarına bir ders vermek istedi.

Onları yanına çağırdı.

Servetin önemini anlattı.

- Oğullarım, dedi; insanlar için servetin üç anlamı vardır.Birincisi, dünya da rahat etmek.Güçlü bir hazineye sahip olmakla sağlanabilir bu.

İkincisi, ün sahibi olmak.Bunu da ancak mal sağlayabilir.

Üçüncüsü, dünyayı ahiretin tarlası bilmek.Dünyada , öte dünya için çalışmanın bir yolu da mal ve mülk den geçer.Zengin insanlar, dünyada inançları için eserler yaptırırlar.Bu da onların öte dünyasını aydınlatır.

İşte servet bu denli önemlidir.Malı mülkü kazanmak zordur.Böylesine güç elde ettiğimiz bir şeyi kolay harcamak doğru mudur?

Sizin bu durumunuz beni çok üzüyor.Siz, hazır serveti rahatça harcıyorsunuz.Yerine yenisini koymuyorsunuz.

Çocuklar babalarını dikkatle dinlediler.

Büyük oğul, söz aldı:

- Ben, dedi, babasına; senin anlattığını doğru bulmuyorum.Mal mülk insana Allah tarafından verilir.Eğer, Yüce Allah onu vermezse insanın yapabileceği bir şey yoktur.

Bu konuda bir hikaye biliyorum.

Tüccar, büyük oğluna, bu hikayeyi anlatmasını söyledi.

Büyük oğul,”İki Şehzade” hikayesini anlatmaya başladı.

Hayalimizin Taçlandığı Gökyüzü

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Padişahların fitnecilerin sözlerine kulak asmamaları hakkındaydı.

Padişah Debleşem, bu sözün anlamını sordu.Düşünür Beydeba bunu bir öyküyle açıkladı.

Kelile Ve Dimne

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Padişah Debleşem, hikayeyi burada bitirdi.

Vezirlerine Serendip’e gitme niyetinde olduğunu açıkladı.Yaşlı Bilge’nin söylediği hikayeleri öğrenmek istiyordu.

- Ben, dedi; geziden kaçarsam, bilgiden yoksun kalırım.İnsanı doğru yola ulaştıran bilgi, hikmettir. Hikmet ise, Serendip’e gitmeme bağlı.Vasiyetlerin anlamını ancak bu şekilde çözebilirim.

Vezirler,Padişahın düşüncesinde kararlı olduğunu anlamışlardı.

Yol hazırlığı başladı.

Padişah Debleşem, vezirlere ülke yönetimiyle ilgili bazı emirler verdi.

Gerekli hazırlıklar yapılmıştı.

Debleşem Şah, yanındakilerle birlikte yola çıktı.

Bazen karadan bazen denizden gitti.

Günlerce, aylarca yol aldı.

Dağ dağa kavuştu.Düz düze uzandı.

Çok ülkeler geçildi, çok iklimler aşıldı.

Debleşem Şah, gördüğü her yerden ilginç bilgiler edindi.Çok dersler aldı.

Yoruldukça dinleniyordu. Gördüğü güzel manzaralar yorgunluğunu alıyordu.

Dinlenerek tekrar yola koyuldu.Tekrar dağlar aşıldı.Ovalara düşüldü.Denizler geçildi.

Sonunda Serendip Adası’na vardılar.

Adanın ortasında yüce bir dağ yükseliyordu: Serendip Dağı…

Dağın eteğinde bayındır şehirler kuruluydu.

Debleşem Şah, kentlerde gezindi bir süre.Çevreyi seyretti.Şimdiye dek bilmediği şeyler öğrendi.Görmediği şeyler gördü.

Bilgisini, görgüsünü daha da artırdı.

Aradan bir kaç gün geçmişti.

Padişah, yanına birkaç adamını alarak dağa gitti.Dağın eteğinde bir mağara vardı.

Burası, ünlü düşünür Beydeba’nın eviydi.

Beydeba, hikmet bilgisinin önemli bir bilginiydi.Bir çok ilimde uzmandı.Düşünce alanında tartışmasız büyük bir düşünürdü.

Padişah, tıpkı bir hükümdarın huzuruna giriyormuş gibi izin isteyerek yanına gitti Beydeba’nın.

Hazineden çıkan vasiyetten söz etti.

- Vasiyette sözü geçen düşünceleri yorumlar mısınız? diye ricada bulundu.

Beydeba, uzun ve yorucu bir yolculuktan gelmiş olan Padişah’a baktı bir süre.Bilgi aşkıyla yanıp tutuşan adama gülümsedi.

- Acele etme Sultanım, dedi.

Günlerce mağarada kaldılar. Beydeba, Padişah’ın isteğini yerine getirecekti.

Günler süren söyleşmeden hikmet dolu bir kitap ortaya çıktı.

Kelile ve Dimne.

Yavru Kaplan

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Ateş Sıcağında Dürüstlük Sınavı

    Bir zamanlar Basra’da ormanla kuşatılmış bir ada vardı.Ada değil sanki bir cenneti burası.Yemyeşil ağaçlar…Berrak sular…Kuşlar…Çiçekler…Birbirinden güzel canlılar yaşardı, ormanda. İçlerinde birisi vardı ki, oldukça değişikti.Keskin dişleri vardı.Güçlü pençesi…

    Çok çevikti.

    Kaplandı bu.

    Gücü sayesinde ormanın kralı olmuştu.Suçluları hemen cezalandırırdı.

    Haksızlığı önlerdi.Yoksullara yardım ederdi.

    Hayvanlar onu hem seviyorlar hem de korkuyorlardı.Kaplanın miniminnacık bir de yavrusu vardı.Gözü gibi koruyordu onu.Ormanın yönetimini ölünce ona bırakacaktı.

    Yönetime ilişkin bilgilerle donatmıştı onu.

    Haklı ile haksızı nasıl ayırdedeceğini öğretmişti.Suçlunun nasıl belirleneceğini…Nasıl cezalandırılacağını…Haklıya hakkının ne şekilde verileceğini…Toplum yararın çalışanın hangi biçimde ödüllendirileceğini…

    Her ölümlü gibi Kaplan da göçüp gitti bu dünyadan.

    Yavru henüz büyümemişti.Babası sağlığında onu ormanın yönetimine getirmemişti.

    Bu durum, ormanda karışıklığa yol açtı.Vahşi hayvanlar birbirlerine girdiler.Herkes liderlik peşindeydi.

    Büyük kavgalar oldu.Birçok hayvan birbirini hırpaladı.Bazıları öldü.

    Sonuçta galip çıkan aslan oldu.

    Dev pençeleriyle herkese korku verdi.Hiçkimse karşısına çıkamadı.

    Yavru Kaplan çaresizdi.Bir süre ortalıkta görünmedi.

    Kimsenin olmadığı ıssız yerlerde gezindi.

    Epeyi bir zaman başıboş, serseri gibi dolaştı.Sonunda pençesi kuvvetlenmişti.Oldukça güçlenmiş, dişleri de keskinleşmişti.

    Gitti, yaşlı kaplanlara danıştı.Arslana karşı bir harekete girişmek istiyordu.Yaşlılar deneyimlerini anlattılar…Onu yüreklendirdiler…Fakat herhangi bir eyleme giriştiğinde onu destekleyemeyeceklerini söylediler.

    Yavru Kaplan, Arslan ‘a bizzat kendisi gitti.

    Arslan, iyi kalpli biriydi.

    Kaplan’ı sarayına aldı. Yakınında bir görev verdi.Her defasında ona güvendiğini belirtiyordu.

    Günler böyle geçip giderken…

    İlginç bir olay oldu.

    Hava sıcak mı sıcaktı. Bunalmıştı herkes.Uzak bir yerde görülmesi gereken bir iş çıktı.

    Arslan sarayda düşünceli düşünceli geziyordu.

    ”Bu görevi kime verebilirim? Kim bunun üstesinden gelebilir?” diye koşuşturuyordu.

    Kaplan içeri girdi.

    - Sizi bu düşünceye düşüren nedir? diye sordu.

    Arslan,

    - Hava çok sıcak olduğu için kimse görev istemiyor, dedi.

    Kaplan,

    - Havanın sıcak olması göreve koşmaya engel değildir, dedi; izniniz olursa bu işe ben gitmek istiyorum.

    Arslan çok şaşırdı.

    ”Nasıl olur” diye düşündü.Kimse gitmek istemezken…Gerçi kaplana güveniyordu.Onun bu işi başaracağına da inanıyordu.

    - Beni çok sevindirdin , dedi.

     Kaplan hemen davrandı.Yanına birkaç asker de alarak yola çıktı.

     Havada ateş sıcaklığı vardı.Güneş yeryüzünü ateş yalımı gibi yakıyordu.

     Epeyi yol aldılar.

    Artık yürümek imkansızlaşmıştı.

    Kaplanın yanındakiler daha fazla dayanamayacaklarını söylediler.

    Biri atıldı,

    - Şurada, serin bir yerde dinlensek dönüp gitsek arslanın ne haberi olacak? diyecek oldu.

    Kaplan kestirip attı:

    - Sizler dayanamıyorsanız geri dönün. Ben tek başıma devam ederim.Padişahımızın bize güvendiğini biliyoruz.Bu güvene layık olmalıyım.

    Kaplanın bu sözleri Arslanın kulağına gitti.Sevincine diyecek yoktu.Kaplan’a o olaydan sonra önemli görevler verdi.En yakınına aldı.Hayatı boyunca çok güvendi.


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 4 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 92814 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592