Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Kelile ve Dimne’ Category


Şaşkın Tilki

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

- Bir gün, dedi; bir tilki ormanda geziyordu.

Ağacın üzerinde semiz mi semiz bir horoz gördü.

Ağzının suyu aktı. Kenara sindi, saklandı, horoza saldıracağı sırada, garip bir ses:

- Güüm güm de güm güm!

Baktı, sesin geldiği yöne.Gördüğünden bir şey anlamadı.Tilki, davulu ne bilsin.Saf saf düşündü. “Bu da ne acaba? Nasıl bir yaratık bu böyle?” diye…Fakat sesi böyle ilginç olur da tadı olmaz mı? Bu düşünceyle horoza değil ona saldırmayı kurdu aklından…Bir süre bekledi.Davul rüzgarın sallamasıyla, “güm güm de güm güm!” diye sesler çıkarıyordu.Tilki,gerildi gerildi, davula doğru atıldı birden.

Fakat bir de ne görsün! İçi boş bir kasnak…

Yiyecek gibi değil.

Bu arada horoz da kaçmıştı.

Tilki, yaptığına pişman, önüne baka baka uzaklaştı oradan.

******

Dimne, Arslan’a bu hikayeyi anlattıktan sonra,

- Doğrusu, dedi sizin gibi güçlü kuvvetli bir sultanın ne olduğu belirsiz bir gürültüden çekinmesi doğru değil efendim.

Arslan kuşkuyla baktı Dimne’ye.

Şetrebe’nin böğürtüsü kuşkulu bakışlarının üzerine bir kez daha düşünce, Arslan’ı tekrar aldı bir korku.

Dimne, Arslan2dan olayı öğrenmek için izin istedi:

- Buyruğunuz olursa, gidip araştırayım, bu sesin kime ait olduğunu öğreneyim.

Arslan istemeye istemeye razı oldu.

Bir yandan seviniyor, bir yandan üzülüyordu. Dimne,yanında birkaç kişiyle yola çıktı.

Kralsa, sabırsızlık içinde beklemeye başladı;

- İzin vermekle doğru mu yaptı acaba? diye hayıflanıyordu.

Neden sonra Dimne huzura geldi.Gülümsüyordu.

Arslan, şaşırdı.

“Aklını kaçırmış olmalı” diye düşündü.

Dimne, kurnaz kurnaz gülümseyerek,

- Sizi korkutan o korkunç sesin sahibi kim, bilin bakalım? dedi.

Arslan, tuhaf tuhaf baktı Dimne’ye.

Dimne:

- İnanmayacaksınız ama, bir öküz, dedi.

- Öküz mü? diye atıldı Arslan.Nasıl da şaşırmıştı.

- Evet, öküz, diye devam etti Dimne, otlamaktan semirmiş büyük bir öküz.Ama sevimli mi sevimli…Dilerseniz gidip hemen getireyim huzurunuza.

Arslan kulaklarına inanamadı.

Niye olmasındı, öküze sahip olmak güzel olurdu.

- Pekala, getir bakalım, diye buyruk verdi.

Dimne, Şetrebe’nin yanına gitti.

Buralarda ne aradığını, ne zamandan beri bu ülkede yaşadığını sordu.

Şetrebe, başından geçenleri bir bir anlattı.

Dimne:

- Bu ülkenin sultanı var.Büyük ve güçlü bir arslan.Şimdiye dek onun huzuruna niçin çıkmadın? Doğrusu anlayamadım? diye sordu.

Şetrebe:

- Eğer canıma kastı yoksa niçin gitmeyeyim? diye kuşkulu kuşkulu konuştu.

Kurnaz Çakal güldü.

- Canına niye kastı olsun, tam tersi, senin gibi güçlü kuvvetli hayvanları çok sever o, dedi.

Bunun üzerine Şetrebe’yi sevinçle huzuruna kabul etti.

Onu uzun uzun dinledi.

Çok iltifatlarda bulundu.

Bununla da kalmadı, sarayda yaşamasını istedi.

Şetrebe, artık Padişah’ın adamı olmuştu.

Nereden nereye…

Artık kırlarda başıboş gezmek yoktu.Arslan’ın yanında ülke yönetiminde yardımcı olacaktı.

Aradan uzun bir zaman geçti.

Öküz, sarayda önemli görevler üstlendi.Kral, pek çok konuda ona danışıyordu.Toplantılarda yer alıyordu.Düşüncesine başvuruluyordu.Gün geçtikçe öküzün saraydaki durumu değişti, daha da iyiye gitti.

Öyle ki Dimne bile gölgede kalmıştı.

Kurnaz Çakal bundan rahatsızdı, kuşkusuz.

Gidip durumu, arkadaşı Kelile’ye anlattı.

- Sen, dedi Kelile, kendi elinle yapmışsın.Öküzü tut arslanın huzuruna götür.Onun has adamı yap.Sonra da şikayet et.Buna hakkın yok.

Dimne çok üzgündü.

Kelile ona bir öykü anlattı.

- Senin durumun öyküdeki adama benziyor, dinle de gör.

Aslanın Korkusu

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Dimne’nin gerçekten de kararı karardı.Dediği dedikti.

Ne yapıp yapıp Arslan’ın yanına gidecekti.

Sonunda dediğini yaptı.

Saraya gitti.Durumunu bildirdi.

Ve huzura kabul olundu.

Arslan önce Dimne’yi küçümsedi.

- Kimmiş, dedi benimle mutlaka görüşmek isteyen?

Dimne, ileri atıldı.

- Benim, efendim, dedi.

- Sen de kimsin?

- Ben, dedi Dimne, size vakti zamanında hizmet etmiş filan çakalın torunuyum.

Arslan hatırlamakta güçlük çekti.Fakat sonunda dedesini hatırladı Dimne’nin.

Ve aradan günler, haftalar, aylar geçti.

Dimne, öyle kolay bir lokma olmadığını Arslan’a kabul ettirdi.Arslan pek çok konuda düşüncesini sordu Dimne’ye.Her defasında şaşırtıcı cevaplar aldı.

Gün geçtikçe Arslan’ın gözüne daha da girdi.

Sözünü dinletti.

Övgüsünü kazandı.

Ve artık, Arslan; en küçük bir karar verirken bile Dimne’ye danışır hale geldi.

Dimne, kralın en yakın adamı oldu.

Günler böylece geçip giderken, bir gün, Arslan’ın huzurundayken;

- Efendimiz, dedi Dimne, sizi çok zamandır durgun görüyorum.Avlanmak, uzak diyarlara gitmek, gezip görmek çok yararlıdır.Siz de böyle bir istek görmüyorum.Eğer benim bilmediğim bir sebebi varsa söyleyiniz.

Arslan, yarasına dokunulmuş gibi oldu.

Korkuyordu.Gerçek nedeni buydu.Fakat Dimne’ye bundan söz etse miydi?

Bir süre sessiz kaldı.

Sonunda anlatmaya karar verdi.

Tam bu sırada, öküz Şetrebe’nin o korkunç böğürtüsü duyulmaz mı!…

Kral nasıl da korkmuştu.

Beti benzi atmış, tir tir titremeye başlamıştı.

Artık Dimne ‘den bunu gizlemesi mümkün değildi.

- İşte, dedi, beni korkutan şey bu.

Sesi böylesine korkunç olursa, kimbilir kendisi nasıldır?

Dimne, kurnaz kurnaz gülümsedi:

- Korktuğunuz şeye bakın! Doğrusu belki de en korkulmayacak şey bu olmalı, diyerek Padişah’ı yatıştırmaya çalıştı.

Fakat bir anda korkuyu yenmek imkansızdı.

Kurnaz çakal, Arslan’a bir tilkinin hikayesini anlatmaya başladı.

İki Arkadaş

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Vaktiyle ülkelerden birinde Salim ve Ganim adında iki arkadaş yaşardı.Bir gün birlikte geziye çıktılar.

Az gittiler uz gittiler.

Dere tepe düz gittiler.

Gide gide bir çöle vardılar.Geniş, engin bir çöldü burası.Aç kaldılar susuz kaldılar.Güç bela çölü geçtiler.

Tekrar düştüler yola.

Sonunda yüce bir dağa ulaştılar.Eteğinde büyük bir havuz vardı.

Çevresi, rengarenk çiçeklerle donanmıştı.Ağaçlar yeşilliklerini havuza taşırmışlardı.Cennet gibiydi sanki.

İki arkadaş nasıl da yorulmuşlardı.

Havuzda bir süre dinlenmek istediler.

Kenara oturdular.Yanlarında getirdikleri azıktan biraz yediler.Havuzun suyu oldukça serindi.Ellerini yüzlerini yıkadılar.

Çevreyi seyrederken gözlerine birşey ilişti.Gidip baktılar.Mermer bir levha.Üzerine ilginç bir yazı.

Okudular.Çok şaşırdılar.

Şöyle diyordu yazıda:

“Ey yolcu! Bir yolculuğa çıkmak ister misin ? Sonuçta seni sonsuz bir mutluluk bekliyor.Atılmak istersen eğer bu maceraya, önce havuzu, yüzerek karşıya geç.Orada taştan bir arslan heykeli göreceksin.

Şayet onu omuzlayıp bir çırpıda şu dağa çıkarabilirsen, sınırsız bir mutluluğa erişecksin.

Fakat çıkacağın yol çok sıkıntılıdır,yorucudur.Yukuş diktir.Yolda ayağına dikenler batacak, çalılar takılacak.Yırtıcı hayvanlarla karşılaşacaksın.Onlardan kurtulmak güçtür.Bütün bunları yenersen, sonuçta mutlu olacaksın”

İki arkadaş donup kaldılar.

Bir süre sessizce durdular.Sessizliği önce Salim bozdu:

- Ben , dedi, böyle sonu belirsiz bir maceraya atılmam.

Ganim itiraz etti:

- Zahmetsiz bir şeye ulaşılmaz.Sıkıntı çekmeden insan mutlu olamaz.

Salim, düşüncesinde kararlıydı:

- Hayır, dedi, ben onca tehlikeyi göze alamam.

Ganim:

- Sen kabul etmezsen etme, dedi, ben şansımı deneyeceğim.

Salim korkmuştu.

Arkadaşına acıyordu.

- Bari, dedi, senin karşılaşacağın tehlikeleri görmeyeyim.

Ve uzaklaştı oradan.

Gani, korkusuzdu.Fakat, yine de bir ürperti duymuyor değildi yüreğinde.

Bildiği bütün duaları birer birer okuyarak atladı havuza.

Yüzmeye başladı.Gittikçe güçten düşüyordu.Güç bela karşıya ulaşabildi.

Havuzun diğer ucuna varınca derin bir nefes aldı.Rahatlamıştı.Bir süre dinlendi, soluklandı.Çevreyi seyretmeye başladı.

Taştan yapılmış arslan heykeli karşısındaydı.Kuşkulu kuşkulu yaklaştı.Gücünü toplayıp heykeli sırtladı.

Yine, okuyarak bildiği bütün duaları, dağa yükselen dik yokuşa doğru yürümeye başladı.Yokuş soluğunu kesiyordu.Oldukça dikti.

Omzundaki heykelse sanki gittikçe ağırlaşıyordu.Nefes nefese kalmıştı.Durup dinlenmek istedi.Yokuşta durmanın tehlikeli olacağını düşünüp vazgeçti.Anasından emdiği süt burnundan gelmişti.

Sonunda dağın doruğuna varmıştı.

Oflaya puflaya heykeli taşıdı doruğa.

Yere koyar koymaz arslan dile gelip kükredi.

Öyle bir kükreyişti ki bu, dört bir yana korkunç bir gürültü halinde yayıldı.

Dağın arkasında büyük şehirler vardı.

Arslanın kükreyişi kantlere kadar ulaştı.

Sesi duyan bir gurup insan Ganim ‘in bulunduğu yere doğru geliyordu.

Ganim şaşkınlık içindeydi.Bir arslana;bir de üzerine doğru gelen kalabalığa bakıyordu.Hiç bir şey anlamadı.

Kalabalıktan çok korkmuştu.

“Aman Allahım, nedir bu başıma gelenler?” diye söylenmeye başladı.

Kalabalık gittikçe yaklaşıyordu.Ganim ‘deki gerilim son sınıra ulaşmıştı.

Fakat korkusu boşunaydı.Topluluktan birkaç kişi öne çıktı.

Ellerinde süslü padişah giysileri vardı.Sessizce yaklaştılar.

Kaftan’ı Ganim ‘e giydirdiler.Başına büyük bir kavuk oturttular.

Güzel bir Küheylan’a bindirdiler ve şehre doğru yola koyuldular.

Ganim, şimdi çok sevinçliydi.

“Başıma devlet kuşu kondu galiba” diyordu.

Yine de hayretler içindeydi.Kalabalıktan birisine sordu.

- O gördüğünüz arslan ve havuz tılsımlı şeylerdir, cevabını aldı.

Bir başkası:

- Bizim padişahımız ölünce, dağdan arslanın kükremesini bekleriz.Arslan kükreyince yeni hükümdarımızın geldiğini anlarız, dedi.

******

Dimne’nin anlattığı bu hikaye Kelile’yi çok etkilemişti.

- Tamam, dedi, kabul ediyorum. Devlet yönetiminde önemli yerlere gelmek için soylu olmak zorunlu değil. Yetenekli ve akıllı olan bir kişi bu makama erişebilir.Fakat sonuçta başkaları yadırgamaz mı bunu?

- Sanmıyorum, dedi Dimne. Belki başlangıçta garip bulanlar olabilir. Ama, sen eriştiğin makamın gereğini yerine getirirsen bir sorun çıkmaz.

Kelile hala kuşkuluydu.

- Diyelim ki padişaha yakın bir mevkiye geldin.Seni kıskananlar olacaktır.Onların kötülüklerinde nasıl emin olabilirsin?

Dinme’nin kendine güveni sonsuzdu.

- Kolay, dedi.

Bazı kurallara uymalısın.Kızgın olmamalısın.Nefsinin istediğine karşı gelmelisin.Görevini düşünmelisin.Önüne hangi görev çıkarsa çıksın çekinmeden kabul etmelisin.

Serin kanlı olmalısın.

Kelile:

- Söylediklerin güzel şeyler, dedi.Peki padişaha kendini nasıl beğendireceksin?

Dimne:

- O da kolay, dedi.Onun da yolu yordamı var.

Öncelikle hükümdarına bağlı olacaksın.Ne olursa olsun buyruğundan dışarı çıkmayacaksın.Ülkenin ve padişahın yararına olan her işi destekleyecek, özendireceksin.Zararlı şeylerden kaçındıracaksın.

Ve sultanını gerçek bir sevgiyle seveceksin.

Kelile, Dimne ‘nin kararlı olduğunu anladı.

- Bari, dedi, padişahın yanında bulunmanın ateşten bir gömleği giymek kadar tehlikeli olduğunu aklında çıkarma.

Dimne, Kelile’ye hak verdi.

- Dediklerin doğru, dedi.Önerilerin için teşekkür ederim.

Her İşe Karışan Maymun

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

    Marangozun biri, büyük bir kütüğü ortadan ikiye biçiyordu.Fakat çok zor oluyordu bu iş. Kütük hem uzun hem de kalındı.Bir ucundan testereyle kesiyor, sonra kestiği yerebir odun parçası sıkıştırıyordu.Böylece kesilen yerin yarılması kolay oluyordu.

    Bir aralık marangoz ihtiyaç gidermek için çalışmasına ara verdi.

    Tam bu sıra Maymun ortaya çıktı.Meğer sabahtan beri marangozu gözlüyormuş.

    Geldi, testereyi aldı, kütüğü biçmeye devam etti.Marangozun yardığı yere yerleştirdiği odun parçasını çıkardı.Çıkarır çıkarmaz yarılan kısım birleşti.Ve üzerine oturan maymunun kuyruğu oraya sıkıştı.

    Zavallı Maymun can havliyle bağırıyordu.

    - İmdaaat! Kurtarın beni! İmdaaat!

    Bağırtısına marangoz yetişti ki ne görsün.Zavallının kuyruğu koca kütüğün yarılan kısmına sıkışmış…

    Marangoz, maymunun kuyruğunu güç bela kurtardı.

    Kurtardı kurtarmasına ama, bir güzel de azarladı onu.

    - Bir daha olur olmaz şeye burnunu sokma, dedi.

*****

Kelile, Dimne’ye bu hikayeyi anlattıktan sonra:

- İnsan üzerine düşmeyen şeye karışmamalı, dedi.

Dimne:

- Çok doğru, dedi.

Kelile:

- Bazen insana layık olmadığı şeyler verilmek istenir.Bu durumda eğer layık değilse kesinlikle almamalıdır.İçinde bulunduğu duruma şükretmelidir, deyince; Dimne, sordu ona:

- Peki kralımızın durumuyla bu hikayenin ilgisi var mı?

Kelile şaşırdı; sorusuna soruyla karşılık verdi.

- Sence var mı?

- Var, dedi Dimne, bensenin anlattığın hikayeden şöyle bir sonuç da çıkarıyorum.

“Padişahlara yaklaşmak sadece çıkar için değildir.İnsan, dostlarına yardım etmek için bir güç bulabilir bu yakınlaşmaktan.Düşmanlarına karşı da. Padişahların gücünden yararlanabilir.Yoksa tembel tembel oturmak iyi değildir.”

- Haklısın, dedi Kelile.

Dimne, devam etti konuşmasına.İnsan elde ettiği şeyle de yetinmemeli.Söz gelimi bir arslan bir tavşan avlasa,Sonra, bir yaban eşeği görse, tavşanı bırakıp onu avlamalı.Tavşan mı büyük yaban eşeği mi?Bir köpek kendisine verilen bir kemiğe bağlanıp kalmamalı.İnsan bir hizmet yapsa onunla yetinse sence iyi mi?

- Değil kuşkusuz, dedi Kelile.

Dimne:

- İnsan daima herşeyin iyisini aramalı, dedi.

Kelile:

- Ama insan gücünün sınırı var bir de, dedi.Bu sınırı fazla zorlamak da boşuna uğraşmaktır.

- Hayır, dedi Dimne, ben senin gibi düşünmüyorum.İnsan daima yüce şeylere gözünü dikmeli.Bulduğuyla yetinmemeli.Bu konuda bir hikaye biliyorum, onu anlatmamaı ister misin?

Kelile,

- Çok iyi olur, dedi.

Bunun üzerine Dimne, İki Arkadaş hikayesini anlatmaya başladı.

Tüccarın Oğulları

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Tüccar baba, hikayeyi burada bitirdi.Çocuklarına çalışmanın önemini anlattı.Kazanmak kadar harcamanın da güç olduğunu öğretti.

Oğulları,gerekli dersi almıştı.

Küçük oğlu:

- Ben de ticaret yapmak istiyorum, dedi.

Babası mutlulukla karşıladı bu kararı.

Elindeki bir çift öküzü oğluna verdi.Küçük Oğul öküzleri bineceği arabaya bağladı.Öküzlerden birinin adı Şetrebe, diğerinin ki Metrebe’ydi.

Bu hikayeyi asıl anlatan ünlü filozof Beydeba’ydı.Padişah Debleşem’e anlattığı hikayenin içine başka hikayeler karışmıştı.

Beydeba,Debleşem Şah’ a hikayenin devamını anlatmaya başladı.

Tüccarın Küçük Oğlu, öküzleri arabaya koştu.

Ticaret yapmak üzere yola koyuldu.

Gece gündüz demedi yol aldı.

Az gitti uz gitti, dere tepe düz gitti.

Altı ay kış bir de güz gitti.

Öküzler çok yorulmuşlardı.Şetrebe hastalanmıştı. Yola devam edecek gücü kalmamıştı.

Adam, Şetrebe’yi bir arkadaşına teslim etti.Arabaya başka bir hayvan bağladı.

- Şetrebe iyileşince bize yetişirsiniz, diyerek yola devam etti

Yine az gitti uz gitti.

Lale sümbül biçti.Soğuk sular içti.

Çok dağlar aştı, çok ovalar dolaştı.

Köyden köye ulaştı.

Diğer öküzü de hastalandı.Metrebe de güçsüz düşmüştü.

Adam, onu da yolda bıraktı.İyileşince yetişir, diyerek tekrar yola düştü.

Bu arada Şetrebe henüz iyileşmemişti. Yanına bıraktığı arkadaşı da sabırsızlanmıştı.

“Öküz öldü derim” diyerek Şetrebe’yi yalnız başına bırakıp ayrılmıştı yanından.

Çok geçmeden Şetrebe iyileşmişti.Kırlara, çimenliklere yayılmaya gitmişti.

Şetrebe’nin kayfi yerindeydi.O bahçe senin bu bu tarla benim geziyordu.

Yemyeşil çimenlerde yayılmaktan çok semirmişti.

Öyle bir duruma gelmişti ki,görenler tanıyamazdı.

Şetrebe’nin yaşadığı orman yemyeşildi. Çeşit çeşit ağaçlar yükselirdi.Bitişiğinde gür otların fışkırdığı çayırlık uzuyordu.Şetrebe, burada karnını doyurdu.Buz gibi pınardan su içti.Keyif içinde gezinirken bağırmaya başladı.

Böğürtüsü dört bir yana ulaştı.

Ormanda hayvanların kralı Arslan’a kadar gitti sesi.

Arslan bu sesi daha önce hiç duymamıştı.

Korktu, tir tir titremeye başladı.

Fakat kimseye belli etmedi korkusunu.

Herkes onu korkusuz sanıyordu.Ormanın hakimiydi.Hiçbir şeyden korkmazdı.Fakat bu duyduğu ses garip bir şeydi.

Arslan, ormanın yüksek bir yerinde oturmaktaydı.Sarayı buradaydı.Çevreyi rahatlıkla görebiliyordu.

Saraya yakın bir yerde iki çakal yaşardı.Zeki mi zekiydi bu çakallar.

Saraya yakın olmalarına rağmen, öyle olur olmaz zamanlarda Arslan’ın yanına gidemezlerdi.

Birinin adı Kelile, diğerinin adı Dimne’ydi.

Dimne, bulunduğu yerden Arslan’ın korktuğunu gördü, durumu arkadaşı Kelile’ye duyurdu.

Kelile:

- Bizim üzerimize görev değil, dedi.Kralımızın nasıl bir durumda olduğundan bize ne.Onun emirlerine uymakla yükümlüyüz.Gerisi bizi ilgilendirmez.

Dimne:

- Haklısın, dedi Kelile’ye.

Kelile:

- Öyle olur olmaz işlere burnumuzu sokmamalıyız, diyerek sürdürdü konuşmasını, Bu konuda bir hikaye biliyorum, dedi.

Dimne, merak etti:

- Anlatır mısın? diye sordu Kelile’ye.

- Tabi, niye olmasın, dedi Kelile.

Ve anlatmaya başladı.

Hikaye, burnunu her işe sokan bir maymun hakkındaydı.

Yaramaz Fare

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Kelile ve Dimne

Hazıra Mal Dayanmaz

Bir zamanlar bir köyde, tedbirli bir çiftçi yaşardı.Ne olur ne olmaz diyerek, ekinin büyük bir kımını saklamıştı.O yıl ki ekinden buğday, arpa, çavdar gibi ürünün yarısını ambara depolamıştı.

Bazen kıtlık olurdu köyde.Çiftçi, bunu düşünüp böyle davranmıştı.

Ambarın dışarı bakan duvarında delik açılmıştı.

Bunu yaramaz fare yapmıştı.Dışarı sürekli tahıl akıyordu.

Fare:

- Gökten yağıyor, arkası kesilmez nasıl olsa diyerek har vurup harman savuruyordu.

Üstüne üstlük bir de pek çok arkadaşını çağırmıştı buraya.Ortalıkta ne kadar tembel varsa üşüşmüştü ambara.Hemen hepsi tıka basa yiyordu.

Gün geldi şiddetli bir kıtlık ortaya çıktı.

Bir tane buğdaya muhtaç oldu insanlar.

Sadece köylüler değil, fareler de kıtlığı hissettiler.Bizim çiftçi ambarına gidip baktı.Tahıl bir hayli azalmıştı.

“Kahrolası fareler!” diyerek söylendi.Ürünü daha güvenli bir yere taşımaya başladı.

Adam taşıyadursun, bizim tembel fare uyuyordu bu sıra.

Çiftçi tahılı güvenli biryere taşımıştı bile.Tembel fare hala derin uykudaydı.Çevresindeki çıkarcılar tahılın bittiğini görünce birer birer sıvışmışlardı.

Neden sonra fare uyandı.Çevresinde kimseler kalmamıştı.Kıtlık herkesi etkiliyordu.

Fare yalnız kaldığına çok sevindi.”Nasıl olsa benim yiyeceğim var” diye düşündü.

Çok acıkmıştı.

Ambara gitti.Deliğe baktı.Eskisi gibi buğday yağmıyordu delikten.

“Nasıl olur! bir yanlışlık olmalı!” diyerek çok kızdı.O kızgınlıkla delikten ambara baktı.

Daldı ki ne görsün! Bir tek tane kalmamış.

Az kalsın aklını kaybediyordu.

Oracığa yığılıverdi.Kahrolmuştu.

“Ben mahvoldum, ben mahvoldum!” diyerek ağlamaya başladı.Aklı başına gelmiş ama iş işten geçmişti.

Vaktiyle kendisi herkesi doyururken şimdi herkese muhtaç bir duruma düşmüştü.

Açlıktan ölecek gibiydi.

Pişmanlık duygusu içini kemiriyordu.

“Ben ne yaptım” diyerek başını taştan taşa vurmaya başladı.

Aradan çok geçmedi, müsrif fare ölüp gitti bu dünyadan.


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 5 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 79889 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592