Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?
Bir gün Abdurrahman Câmî dost meclisinde şu beyti okudu:
Bes ki der cân-i fegâr oçeşm-i bîdârem toyî
Her ki peydâ mîşeved ez dûr, pindârem toyî
[Yaralı gönlümdeki sensin hep; uyanık gözümdeki sen.
Uzaktan kim görünse, sanırım ben sen.]
Meclistekilerden biri sordu:
- Ya bir eşek görünürse peki?
- Yine sanırım sen!
Şairin biri bir gazel söyleyip Câmî’ye götürdü. Şiirini okuduktan sonra
- “Bu gazeli şehrin kapısına asayım da meşhur olsun” dedi.
Câmî: “Şiirin sana ait olduğunu kimse bilmez. İyisi mi, söyle, seni de onun yanına assınlar!”
Şirazlı Şeyh Sadî’nin başı dazlaktı. Bir gün bilginlerden biriyle münazaraya girdi. Ancak rakibi münazarayı kaybedip de Sadî’nin dil kılıcı karşısında çaresiz kalınca işi sataşmaya kadar götürdü ve
- ” Senin başındaki saçların sayısı kadar ilim tahsil ettim ben!”
Sadî bu; altta kalır mı? Derhal başından külahını çıkarıp mecliste bulunanlara
- “Şu başıma bakın da efendinin ne denli fazilet sahibi olduğunu anlayın!” dedi.
Şair Mecd-i Hemger’in karısı çok yaşlanmıştı. Şair Yezd’den Isfahan’a geldikten bir süre sonra karısı da peşinden Isfahan’a geldi. Dostları
- “Karın eve geldi!” diye müjde verince mecd-i Hemger cevabı yapıştırdı:
- Ev karımın başına gelseydi, bu müjde olurdu!
Emir Timur Gurkan Şiraz’a geldiği zaman her evden vergi alınmasını emretti. Şiraz’da evi olan Hafız’a da bir vergi konuldu ve iş vergi memuruna havale edildi. Bunun üzerine Hafız hemen Emir’in huzuruna çıkarak yoksulluk beyanında bulundu.
Emir “Bizim binbir zahmetle aldığımız Semerkant ve Buhara’yı
Eger an tork-i şîrâzî be dest âred dil-i mâ râ
Be hâl-i hindûyeş bahşem Semerkand o Buhârâ ra
[O Şirazlı güzel gönlümüzün muradını verirse, yanağındaki bene Semerkand'ı da bağışlarım, buhara'yı da]
beytiyle bir bene bağışlayan adam müflis olur mu?” deyince Hafız
- “Biz de bu yersiz bağışlar yüzünden müflis olduk ya!” cevabını verdi. Bu söz Emir’in hoşuna gitti ve şairi vergiden muaf tuttu.
Hâce Nasîruddîn-i Tûsî, Merâga kentinin zhicini hazırlatmak için o dönemin ünlü astrolog ve matematikçisi Gıyaseddin Mesud’u Kâşân’dan Merâga’ya davet etti.
Gıyaseddin kısa boylu, çelimsiz bir adamdı. Hülagu onu görünce Hâce Nasîruddin’e dönerek
- “Şu yarım karışlık adam mı yapacak bu işi?” deyince
- Hâce Nasîruddin;
- “Beğenmediğiniz bu yarım karışlık adam gökyüzünü karış karış ölçmüştür!” cevabını verdi.