Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Hayatın İçinden’ Category


Paradigma Dedikleri

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Hayatın İçinden

Arjantinli ünlü golfçü Robert Vincenzo yine bir ödül kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş. Ardından klubüne uğramış, eşyalarını toplayıp otoparktaki arabasının yanına doğru yürümüş.O sırada yanına bir kadın yaklaşmış.

Vincenzo’yu kutladıktan sonra ona küçük bir bebeğini olduğunu, bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını karşılayamadığını onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatmış, bir çırpıda. Kadının anlattıkları Vincenzo’yu çok etkilemiş.

Hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın bir bölümünü yazıp imzalamış. Çeki kadına uzatmış. O sırada kadına “umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın” demiş.

Ertesi hafta Vincenzo klupte öğle yemeğini yerken Golf derneği’nin bir üyesi yanına yaklaşmış ve “otoparktaki çocuklar, geçen hafta siz turnuvayı kazandığınız gün bir kadının yanınıza yaklaştığını ve sizinle konuştuğunu söylediler” demiş.

“Evet” demiş Vincenzo, “bunun nesi garip?”.

“Garip değil tabi ki” demiş adam,

” ama size bir haberim var o kadın bir sahtekarmış. Sizin gibi zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyip para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış.”

Vincenzo şaşkınlıkla ” yani ölümü beklenen bir bebek yok mu?” demiş.

“Yok” demiş adam.

“İşte bu hafta duyduğum en iyi haber” demiş Vincenzo.

İşte buna bakış açısı farkı diyoruz. Kimi parasını kaybettiğine üzülür ama kimi de Vincenzo gibi ölümü bekleyen bir bebek olmamasına sevinir.

Aynı pencereden dışarı bakan iki kişiden biri sokaktaki çamuru, diğeri gökyüzündeki yıldızları görebilir.

Seçim bizlere aittir.

Çocuğun Ümidi

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Hayatın İçinden

Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı.

Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi.

Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu.

Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatil de simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle.

Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım.

Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak:
- Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim!. dedi. Eğer isterseniz size satarım.

Adam, taşa uzaktan bir göz atıp:
- O sadece basit bir çakmak taşı, dedi. Bütün sahil o taşlarla doludur.
- Hayır!. diye atıldı küçük çocuk. İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz.

Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu.

Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp:
- Tam istediğim şey!. diye gülümsedi. Onu bana satar mısın?

Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı.

Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Beli ki mücevher gibi taşıyacaktı.

Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de:
- Söylemiştim ama tekrar edeyim!. dedi. Satın aldığınız şey basit bir taştır.

Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak:
- Zannetmiyorum!.. dedi. O taş bence bunlardan çok değerli. Çünkü bu taş küçük bir çocuğun ümidini taşıyor.

Keşke

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Hayatın İçinden

İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu. Onun için ‘Benim en iyi arkadaşım.’ diyordum..
Ben onun ipek gibi saçlarına bakıp, onun benim olmasını istiyordum..
O bana, benim ona baktığım gözle bakmıyordu. Bunu biliyordum..

Dersten sonra kalktı. Geçen gün sınıfta olmadığı için o günün notlarını benden istedi. Ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan öptü.
Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum..
Onu çok seviyordum, söyleyemiyordum..
Nedenini bilmiyorum, çok utanıyordum..

Onbirinci Sınıf

Telefonum çaldı. Arayan oydu ve ağlıyordu. Bana aşkın nasıl kalbini kırdığını anlattı. Beni evine çağırdı. Yalnız kalmak istemediğini söyledi. Ben gittim. Koltuğa yanına oturdum. Güzel gözlerine bakmaya başladım ve onun benim olmasını diledim. İki saat sonra Drew Barrymore’un bir filmi başladı ve onu izledik. Filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi. Bana herşey için çok teşekkür etti ve yanağımdan öptü.
Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum..
Onu çok seviyordum, söyleyemiyordum..
Nedenini bilmiyorum, çok utanıyordum..

Son sınıf

Mezuniyet balosundan bir gün önce yanıma geldi. ‘Çıktığım çocuk hasta ve partiye gelemeyecek.’ dedi. Benim de çıktığım yoktu. Yedinci sınıfta birbirimize söz vermiştik. Eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte gidecektik, ‘En İyi Arkadaş’ olarak. Partiye birlikte gittik. O akşam çok güzeldi. Herşey yolunda gitti. Partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar bıraktım. Kapının önünde ona baktım. O da bana, o güzel gözleriyle gülümseyerek baktı.
Onun benim olmasını istiyordum..
O bana, benim ona baktığım gözle bakmıyordu. Bunu biliyordum..
Bana hayatının en güzel zamanını geçirdiğini söyledi ve yanağımdan öptü.
Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum..
Onu çok seviyordum, söyleyemiyordum..
Nedenini bilmiyorum, çok utanıyordum..

Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı.

O gün sürekli onu izledim. Sürekli onu seyrettim. Diplomasını almak için sahneye çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi.
Onun benim olmasını istiyordum..
O bana, benim ona baktığım gözle bakmıyordu. Bunu biliyordum..
Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi. Ağlayara bana sarıldı ve başını omzuma koydu. ‘Sen benim en iyi arkadaşımsın. Teşekkürler’ deyip yanağımdan öptü.
Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum..
Onu çok seviyordum, söyleyemiyordum..
Nedenini bilmiyorum, çok utanıyordum..

Aradan yıllar geçti..

Bir kilisedeyim. O kızın nikahını izliyorum. Evet, artık evleniyordu. Onun ‘Evet, kabul ediyorum!’ demesini, yeni hayatına girmesini izledim. Başka bir adamla evli olarak.
Onun benim olmasını istiyordum..
O bana, benim ona baktığım gözle bakmıyordu. Bunu biliyordum..
Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi. ‘Nikahıma geldin. Teşekkürler’ deyip yanağımdan öptü.
Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum..
Onu çok seviyordum, söyleyemiyordum..
Nedenini bilmiyorum, çok utanıyordum..

Yıllar çok çabuk geçti..

Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan kızın tabutuna bakıyorum. Eşyaları toplanırken, lise yıllarında yazdığı günlük ortaya çıktı. Hemen günlüğü aldım. Günlükte okuduğum satırlar dudaklarımda mırıldandı ve boğazımda düğümlendi.
‘Onun gözlerine bakarak onun benim olmasını diledim..
O bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu..
Bunu biliyorum..’

Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum..
Onu çok seviyordum, söyleyemiyordum..
Nedenini bilmiyorum, çok utanıyordum..

Keşke.. Sevdiğimizi söyleyebilseydik..

Tuğla

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Hayatın İçinden

Genç ve başarılı bir yönetici, yeni Jaguar’ıyla bir mahalleden hızlı bir şekilde geçiyordu. Parketmiş arabaların arasından yola aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu. Bir şey gördüğünü sanarak yavaşladı.

Arabayla caddeden yavasça geçerken hiç bir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuğla atıldığını farketti. Aniden arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü.

Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu parketmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; “Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?” İyice sinirlenerek devam etti:

“Bu yeni bir araba! Atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya malolacak. Bunu neden yaptın?” Çocuk yalvararak cevap verdi:

“Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı” Parketmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.

“Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır.”

Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle, çizik ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti.

Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek “teşekkür ederim efendim, Allah sizden razı olsun” dedi. Genç yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.

Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküğü, hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı.

Allah, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazan, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin.

Tercihi siz yapın…

Henüz Geç Değil

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Hayatın İçinden

Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş.

Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:

- Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!…

Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Başlamış merakla oyunu izlemeye.

Oyun bitmiş, herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış, izlediği muhteşem oyun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz almış. Adamsa:

- Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek… demiş.

Seyrettiği oyunun etkisi ile müdür ile konuşmuş ve ne olursa olsun, ne iş olursa olsun buranın bir parçası olmak için çalışmak istediğini belirtmiş. Müdür çok şanslı olduğunu, şu sıralarda bir temizlikçi aradığını fakat önce onu denemesi gerektiğini ifade etmiş ve denemek üzere aylardır el değmemiş bir kütüphanenin temizliğini uygun bulmuş.

- İşte burayı temizle. Eğer beğenirsem seni işe alırım… demiş ve gitmiş.

Tiyatro aşkının verdiği şevk ile temizlik beklenenden kısa sürede bitmiş. Müdür odayı görmeden adamın samimiyetine inanmamış. Onu diğerleri gibi işi savsaklayan biri sanmış. Fakat odanın temizliğini görünce hayretler içinde kalmış.Aylardır içeriye girilmeyen oda gıcır gıcır oluvermiş. Müdür bu çabuk ve becerikli adamı işe almaya karar vermiş.

- Tamam seni işe alıyorum
- Fakat benim yatacak yerim yok.
- O zaman burada yatarsın ve işe daha erken başlarsın.

İstediği olan tiyatro tutkunu, huzurlu bir şekilde odayı terk ederken müdür.

- Adın neydi senin buraya yazalım… demiş.

Aldığı cevap ise;

- William! William Sheaksper!… olmuş.

Sheaksper tiyatro yaşantısına bu şekilde başlamış. Tam kırk (40) yaşında… Tiyatroyu o yıllarda tanımış ve büyük bir azimle o muhteşem oyunları yazmış. Üstelik büyük bir fedakarlık göstermiş mesleği için. Meslek hayatı boyunca sadece üç saat uyuyarak yaşamını sürdürmüş. Sabah erken kalkıp oyun provasını yapıyor oyununu oynuyor ve akşam yeniden oyun yazıyor… Bu böyle sürüp gitmiş.

Pasta

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Hayatın İçinden

Fırına geldiğimde, ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı:

- Biraz bekleyeceksin hocam, dedi. İki üç dakikaya kadar çıkartıyorum.

Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra:

- Ekmeklerimi alayım, dedi. Benim ikizler acıkmıştır.

Fırıncı, adamın kendisine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört beş tane koydu. Ekmeklerden bazılarının altı yanmış. Bazıları da her nedense şeklini kaybetmişti. Fırıncıya doğru sokularak:

- Neden taze ekmek vermiyorsun? dedim. Biraz sonra çıkacak ya!..

Fırıncı:

- Bozuk ekmekleri kendisi istiyor, dedi. Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum.
- Kim bu adam? diye sordum.
- Kore gazilerinden, dedi. Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor. Hem de çok az bir maaşla.

Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa birşeyler yapmak istiyordum.

- Aradaki farkı ben vereyim, dedim. Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.

Fırncı teklifimi kabul etti. Biraz sonra çıkan sıcak ekmekleri büyük bir umursamazlıkla adamın torbasına doldururken:

- Çok şanslısın hacı amca, dedi. Çocuklar için bugün sana pasta gibi ekmek vereceğim.

Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken:

- Allah senden razı olsun evlâdim, dedi. Bugün onların doğum günleri olduğunu nereden anladın?


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 5 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 98247 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592