Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Dini / İslami’ Category


İnanmak Ve Yaşamak

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Dini / İslami

Bütün dinleri ve bu arada îslâmiyeti de tetkik eden, Kur’an-ı Kerîm’i inceleyerek, Hak din olduğuna kanaat getirdiği için Müslüman olan bir Alman, İslâm dininin doğuş yeri olan Suudi Arabistan’a gitmişti. Orada insanların Îslâmiyeti yaşayış biçimlerine ve itikadlarına muttali olup Kral Faysalla da görüşünce:

— Allah’a şükürler olsun ki, sizi ve ülkenizi görmeden müslüman oldum. Benim okuduğum kitaplar ve Kur’an-ı Kerim hatalı olmadığına göre, sizin İslâmla bir alâkanız olmasa gerek, diyor.

Hasan-ı Basri Ve Papaz

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Dini / İslami

Hasan-ı Basrî Hazretleri ile bir papaz münazaraya tutuşurlar. Hasan-ı Basrî Hazretleri hak dinin ancak İslâmiyet olduğunu ve o gelmekle diğer dinlerin hükümlerinin Allah tarafından iptal edildiğini, her ne kadar delilleri ile ortaya koydu ise de papaz bir türlü kabul etmez.

En sonunda Hasan-ı Basrî Hazretleri, papaza:

— İkimiz de elimizi ateşe sokalım, hangisi yanmazsa onun dediği doğrudur, der.

Tabii papaz korkar ve elini ateşe sokmağa yanaşmak istemez. Bu sefer Hasan-ı Basrî Hazretleri ateşin başında münakaşa yaparlarken tutar papazın elini zorla ateşe sokar. Fakat hayret! Bu sefer papazın eli de yanmaz. Papaz hayretler içinde Hasan-ı Basrî Hazretlerinin yüzüne bakarken içine:

— Senin elin Kur’an okuyan bir ele değdi. Ondan dolayı ateş onu yakmaz oldu, diye ilham gelir.

Hasan-ı Basrî’nin açık kerametini ve îslâmın mucizesini gözleriyle gören papaz «Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abdühü ve Resûlüh» deyip îslâmiyeti kabul eder.

Sağırın Hasta Ziyareti

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Dini / İslami

İyi kalbli sağır bir adam, komşusunun hasta olduğunu duyup ziyaretine gitmek istemiş ve kendi kendine:

— Ben sağırım, o ise hasta… Adamın sesi zaten zor çıktığı için fazla zorlamaya gerek yok. Hastaya sorulan şeyler ve alınan cevaplar zaten bellidir. Ben nasılsınız derim, o iyiyim, der. Ben de ne yiyorsunuz derim, o bir yemek ismi söyler, ben de afiyet olsun, derim… Doktorlardan tedaviye kim geliyor, derim, o bir doktor ismi söyler. Ben de iyi bir doktor derim, olur biter, diye düşünür ve hastayı ziyarete varıp baş ucuna oturur.

— Nasılsınız?

Dîye hâl-hatır sormaya başlar. Hasta inleyerek:

— Ölüyorum, diye cevap verince, sağır hazırlandığı gibi:

— Oh, oh çok güzel çok güzel… Memnun oldum, diye mukabele eder.

Hasta sinirlenir:

— Bu ne demek, adam ölmemi istiyor galiba?, der.

Adam tekrar sorar:

— Ne yiyebiliyorsunuz?

Hasta sinirli sinirli:

— Zehir yiyorum!, der.

Sağır onun bir yemek ismi söylediğini sanıp:

— Afiyet olsun çok güzel, inşallah daha iştahınız açılır, der. Hasta büsbütün çileden çıkar.

Sağır adam sormaya devam eder:

— Tedavi için hangi doktor geliyor?

Hasta:

— Hadi be defol şurdan, Azrail geliyor, Azrail!… diye cevap verir.

Sağır:

— Çok iyi, bilgin tecrübeli bir doktor. İnşallah iyi gelir, deyince, hasta artık dayanamaz.

— Kahrol!!!

Diye bağırır. Sağır ise komşusunun hakkinı yerine getirmiş bir insanın sevinci içinde ayrılır.

Zekat, Malı Korur

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Dini / İslami

Hazreti Peygamber Efendimiz, bir gün ashabına zekâtın faydalarından bahsediyor:

— Zekât malınızı manevî bir kal’a ile kal’alar ve muhafaza altına alır, buyuruyordu.

Yoldan geçmekte olan bir Nasranî, bu sözleri duydu ve denemeye karar verdi; eve gitti nesi varsa zekâtını ve sadakasını ayırdı; fakir-fukaraya taksim etti. Bu sıralarda onun bir ortağı ticaret maksadıyla sefere çıkmıştı. Hristiyan:

— Eğer diyordu, Muhammed’in dediği doğru çıkarsa onun hak peygamber olduğuna karar verir dinini kabul ederim, yok eğer bu kadar malı taksim ettiğim halde bir aidesi olmazsa, kılıcımı alır onunla har-bederim, diyordu.

Hristiyan, verdiği sadakanın neticesini beklerken ortağından bir mektup aldı. Mektupta:

— Maalesef yolumuzu eşkiyalar kesti ve kervanda ne varsa herşeyi aldılar, deniyordu.

Hristiyan beyninden vurulmuşa döndü. Kılıcı aldığı gibi Hazreti Muhammed’i öldürmek üzere yola çıktı. Pür - hiddet yoluna devam ederken ikinci bir mektup daha geldi ortağından. Orda ise şöyle yazıyordu:

— Daha evvel size yazdığım mektup tamamen ters çıktı. Bizim devenin biri sakatlanmış ve ben kervandan birkaç yüz metre geride kalmıştım, önümdeki kervanın tamamen yağma edildiğini görünce mutlaka beni de yakalarlar diye sana birinci mektubu yazmıştım. Fakat ne hikmetse beni görmeden çekip gittiler ve bizim malımız eşkiyalardan böylece kurtuldu. Hiç müteessir olmayınız sağ-salim yolumuza devam ediyoruz.

Adam ortağından bu haberi alınca, doğru Resûlüllah’ın huzuruna varıp:

— Ya Resûlallah! Bana İslâmiyeti tarif et. Senin söylediklerini denedim ve faidesini gözlerimle gördüm. Artık Müslüman olmak istiyorum, der ve şehadet getirip Müslüman olur.

Hakla Bâtıl Gibi

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Dini / İslami

Bir gün Sultan Süleyman’ın huzuruna bir sivrisinek gelip zıvıldamaya başlar. Süleyman Peygamber iyice dinler ki, bazı şikâyetleri var.

Padişahın parmağının başında dertlerini sayan sivrisinek:

— Ey ins-ü cin peygamberi ve sultanı, ey bütün yaratıklara, suya, rüzgâra, yağmura, kurda, kuşa velhâsıl bütün mahlûkata hükmeden hükümdar! Sen her dertlinin derdini dinler, her hakimin hakkını haksızdan alır, haklıya verirsin. Bizim de senden bir dileğimiz var, ne olur buna da bir çare! Bize ne bağda, ne bahçede, ne ağaçların, taşların başında velhâsıl hiçbir yerde rahat yüzü yok. Eğer bizim bu derdimize çare bulursan ömrümüz boyu, hatta kıyamete kadar sana dua edeceğiz, diye dertlerini saymaya başlar.

Sultan Süleyman bütün dertlerini ortaya döken sivrisineğe:

— Evet! Anladık ama, bu derdiniz ve şikayetiniz kimden sizin?, diye sorar.

Sivrisinek melül - mahzun cevap verir:

— Sultanım, bizim bu şikâyetimiz rüzgârdandır. O sanki bize düş-manmış gibi nereye gitsek kovalıyor ve rahat yüzü göstermiyor.

Süleyman Aleyhisselâm:

— Haklı olabilirsin… Fakat Allah tarafından bana emir var; «Hem şikâyet eden, hem de hakkında şikâyet olunan mecliste hazır bulunmazsa, sakın hüküm verme» buyurdu. Bu sebepten hasmını da buraya getirmezsen dâvana bakamam. Git hasmını çağır, gelsin. Ancak ondan sonra hükmedebilirim, der.

Sivrisinek:

— Sultanım haklısınız. Nasıl olsa herşey senin emrinde; emredin gelsin, der.

Sinek kabul ettiği için Sultan Süleyman rüzgâra:

— Ey seher yeli, es bakalım bu tarafa!, diye emreder.

Rüzgâr itiraz edecek değildir tabii… Esmeye başlar. Esmeye başlar ama, sivrisinek de gitmeye başlar. Sineğin parmağının başından kaybolduğunu gören Sultan Süleyman:

— Dur! Nereye gidiyorsun, der.

— Padişahım, derdimiz zaten onun gelmesinden değil mi? Onun olduğu yerde ben nasıl durabilirim. Onun yokluğu benim varlığım, onun varlığı ise benim yokluğum demektir, sözlerini ancak Süleyman Aleyhisselâm’a duyurabildi.

Yetim Çocukları Gözetmek

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Dini / İslami

Enes bin Malik (radıyallahü anh) Hazretlerinden rivayet olundu.

Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz bayram namazını kılmak için hâne-i saadetlerinden çıktılar. Hemen gördüler ki, bir çok çocuk toplanmışlar oynuyorlar. Onlarla beraber olup da oyuna katılmayan ve ağlayan bir çocuk gördü. Elbisesi eski idi. Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz:

— «Ey oğul! Sen niçin onlarla beraber oynamazsın?» diye sual buyurdular.

Sabi, Resûlüllah Efendimizi tanımadığından:

—- Babam falan gazada Resûlüllah ile beraberken şehîd oldu. Annem başka biri ile evlendi. Annemin kocası benim malımı yedi ve evimden de çıkardı. Şu anda yiyecek, içecek ve kalacak bir şeyim olmadığından babamın yokluğunu hatırladım, babası olan şu çocuklara bakarken ağladım, dedi.

Aleyhisselâtü vesselam Efendimiz o sabinin elinden tutup: __ Razı olur musun ben sana peder olsam ve (Hazreti) Aişe validen olsa, (Hazreti) Ali amcan olsa Hasan’la Hüseyin sana kardeş olsalar, Fatıma sana kız kardeş olsa? buyurdu.

Sabi o zaman bu tesadüf ettiği kimsenin Âlemlerin Efendisi Muhammed Aleyhisselâm olduğunu anladı:

— Niçin razı olmam ya Resûlallah!, dedi.

Bunun üzerine Nebî aleyhisselâm o çocuğu alıp hanei saadetlerine götürdüler. Güzel elbiseler giydirip karnını doyurdular. Güzel kokular sürdüler. Çocuk dışarı sevinçle çıktığında, diğerleri:

— Biraz önce ağlıyordun, şimdi ise sevinçlisin. Buna sebep nedir acaba? dediler.

Sabî:

— Ben biraz önce açtım şimdi doydum. Biraz önce çıplaktım, şimdi giyindim. Biraz önce benim babam yoktu, şimdi ise benim babam Nebî aleyhissalâtü vesselâm’dır. Hazreti Aişe validem, Hazreti Hasan ve Hüseyin kardeşlerim, Hazreti Fatıma benim kız kardeşimdir. Hiç ben sevinmez miyim? dedi.

O zaman o çocuklar:

— Keşke bizim babalarımız da gazada şehîd olaydılar ve biz de bu çocuk gibi olaydık, dediler.

Sonra Nebî aleyhisselâmm vefatında o sabî dışarı çıkarak:

— İşte ben şimdi yetimim, dedi.

Bunu duyan Hazreti Ebû Bekir, onu kendi hanesine getirip evlât edindi.


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 5 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 98247 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592