Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Diğer’ Category


En Son Söz

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Diğer

İmam Kazım (a.s) ın annesi, Ümmü Hamide’nin gözü, eşi İmam Sadık (a.s)’ın vefatı münasebetiyle, kendisini teselli etmek için gelmiş olan Ebu Basir’e ilişince, gözyaşları akmaya başladı. Ebu Basir’de, bir müddet ağladı. Ümmü Hamide’nin ağlaması durunca, Ebu Basır’e: “İmam’ın can çekiştiği anda, hazır değildin! Tuhaf bir mesele oldu,” dedi. Ebu Basir: “Ne meselesi?” diye sordu. Ümmü Hamide şöyle devam etti: “İmamdın hayatının son anlarıydı. İmam ömrünün son dakikalarını geçiriyordu. Gözleri kapanmıştı. İmam, ansızın gözlerini açtı ve “hemen şimdi akrabalarım ve yakınlarımın hepsini toplayın” buyurdu. Tuhaf bir (emir) istekti. Böyle bir vakitte İmam, madem ki emir vermişti, biz de gayret ettik ve hepsini topladık. İmamdın yakınları ve akrabanlarından gelmemiş kimse kalmadı. Hepsi, bu hassas anda İmam ne yapacak, ne söyleyecek diye hazırdılar ve merakla bekliyordı.

İmam, hepsini hazır görünce topluluğu karşısına alarak: “Bizim şefaatimiz namazına önem vermeyen kimselere asla nasip olmayacaktır” buyurdu.[1]


[1] - Bihar ul-Envar, c. 11, s. 105 Kompani basımı.

Nesibe

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Diğer

Ammare adında oğlu olduğundan, Ümmü Ammare diye çağrılan, Kab kızı Nesibe, geçmişte aldığı büyük bir yaranın, omuzundaki izini hikaye ediyordu. Resul-i Ekrem (s.a.v) zamanını idrak etmemiş veya o vakitte küçük olan kadınlar, özellikle genç kızlar ve kadınlar, zaman zaman Nesibe’nin, omuzundaki çukuru görüyorlar ve merakla ondan, yaralanmasına sebep olan o korkunç macerayı soruyorlardı ve Uhud sahnesinde vukubulan ilginç hikayesini, şahsen kendi ağzından, dinlemek istiyorlardı.

Nesibe, Uhud denilen yerde kocası ve iki oğluyla birlikte, omuz omuza savaşarak Resul-i Ekrem (s.a.v)’i müdafaa edeceklerini, hiç bir zaman düşünmemişti. O sadece, savaş meydanındaki yaralılara su ulaştırmak için bir su kırbasını yüklenmişti ve yaralıların yaralarını bağlamak için yanında kumaştan hazırladığı bir miktar da band getirmişti. O gün, bu iki işten başka üçüncü bir iş de, yapacağını ummuyordu.

Müslümanlar savaş başlangıcında, sayı bakımından çok değildiler ve yeterli teçhizatları da yoktu. İlkin düşmanı büyük bir yenilgiye uğrattılar. Düşman kaçtı ve meydanı boşalttı. Fakat uzun sürmedi ki “Aynen” tepesindeki gözcülerden, bir kaç tanesi vazifelerinde gaflete düştüler. Düşman bu fırsattan yararlanarak geriden döndü ve gece baskını yaptı. Durum değişti ve Resul-i Ekrem (s.a.v)’den, uzakta kalan müslümanların çoğu dağıldılar.

Nesibe, vaziyeti bu şekilde görünce, su kırbasını yere bıraktı ve eline de bir kılıç aldı.

Kah kılıçtan faydalanıyordu, kah ok ve yaydan. Sonra kaçmakta olan bir adamın kalkanını aldı ve ondan faydalanmak istedi. Bir an düşman askerlerinden birinin “Muhammed nerede? Muhammed nerede?” diye bağırdığını gördü. Nesibe hemen, oraya gitti ve ona, birkaç darbe indirdi. O adam, üstünde iki zırh giymiş olduğu için, Nesibe’nin vurduğu onca darbeler tesir etmedi. Buna karşılık adam Nesibe’nin savunmasız omuzuna öyle bir darbe vurdu ki, tedavisi bir sene sürdü. Resul-i Ekrem (s.a.v), Nesibe’nin omuzundan fışkıran kanları görünce Nesibe’nin oğullarından birine seslendi ve “çabuk annenin yarasını sar” buyurdu. O da annesinin yarasını sardı. Nesibe tekrar, savaş meydanında, işiyle meşgul oldu.

Bu arada Nesibe, oğullarından birinin, yaralandığını gördü, hemen yaralıların yarasını sarmak için, yanında getirdiği bantları çıkarıp oğlunun yarasını sardı. Resul-i Ekrem (s.a.v) seyrediyordu ve bu kadının mertliğini gördükçe gülümsüyordu. Nesibe oğlunun yarasını sardıktan sonra, ona “çocuğum çabuk kalk ve savaşmaya hazırlan” dedi. Bu söz, henüz Nasibe’nin ağzındaydı ki, Resul-i Ekrem (s.a.v), Nesibe’ye bir şahsı göstererek, “çocuğuna vuran budur” dedi. Nesibe, o adama bir aslan gibi saldırdı, kılıçla onun baldırına, öyle bir vurdu ki, adam yere düştü. Resul-i Ekrem (s.a.v): “İntikamını iyi aldın. Allah’a şükür ki sana zaferi bağışladı ve gözünü aydınlattı.” buyurdu.

Müslümanlardan, bir çoğu, şehit oldu, bir çoğu da yaralandı. Nesibe pek çok yara almıştı, sağ kalmasına fazla ümit yoktu.

Uhud vakıasından sonra, Resul-i Ekrem (s.a.v) düşmanın vaziyetinden emin olmak için, ara vermeden, Hamra ül-Esed’e hareket etmeleri için, emir verdi. Ordu safları hareket etti. Nasibe de aynı durumunda, hareket etmek istedi. Fakat ağır yaralar onun gitmesine izin vermedi. Resul-i Ekrem (s.a.v), Hamra ül-Esed’den dönünce kendi evine gitmeden önce, Nesibe’nin ne durumda olduğunu sormak için birini gönderdi. Onun sağ olduğu haberini verdiler. Resul-i Ekrem (s.a.v), bu haberden çok mutlu oldu ve sevindi.[1]


[1] - Şerh-i İbni Ebi’l-Hadid,s. 3, Beyrut basımı, s. 568-570, Meğazi-i Vakidi’den nakil.

Hz. İsa’nın Ricası

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Diğer

İsa aleyhisselam havarilerine “Benim bir hacetim ve ricam var onu yapmaya dair, söz verirseniz söyleyeyim” dedi. Havariler “ne emrederseniz kabul ederiz” dediler.

İsa (a.s) yerinden kalkıp onların ayaklarını bir bir yıkadı. Havariler rahatsız oluyorlardı. Fakat mademki İsa’nın ricasını kabul ettiklerine dair söz vermişlerdi; teslim oldular, İsa hepsinin ayaklarını yıkadı. Havariler : “Sen bizim öğretmenimizsin. Bizim, sizin ayağınızı yıkamamız makbuldü, sizin bizimkini değil” dediler.

İsa: “Bu işi size, halka hizmet etmeye layık olan kimsenin, bütün halktan daha çok alim ve daha çok bilgin olması gerektiğini, anlatmak için yaptım. Bu işi size tevazu etmiş olayım ve siz de tevazu dersi öğrenesiniz diye yaptım. Benden sonra halkın öğretim ve irşad vazifesini yükleneceksiniz. Gidişatınızı halka hizmet, tevazu olarak kararlaştırınız. Aslında hikmet, tevazu zemininde olgunlaşır, kibirlenme zemininde değil. Tıpkı bitkinin, dağlık ve sert bir yerde değil de, yumuşak ovada bittiği gibi…[1]


[1] - Vesail, c. 2, Emir Bahadır basımı, s. 457.

Çölden Odun Toplama

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Diğer

Resul-i Ekrem (s.a.v) ashabla yolculuklarından birinde, boş ve otsuz bir yerde indiler. Odun ve ateşe ihtiyaçları oldu. “Yakılacak birşey toplayınız” buyurdu. “Ya Resulullah’ın, bakınız, bu yer ne kadar boş, hiç bir odun görülmüyor” dediler. “Buna rağmen herkes mümkün mertebe bir miktar toplayabilir” dedi.

Ashab sahraya dağıldı. Dikkatle yere bakıyorlardı. Eğer yere düşmüş, küçük bir dal parçası gördülerse, hemen alıyorlardı. Herkes parça parça toplayabildikleri şeyleri getirdi. Sonra hepsi, topladıkları şeyleri bir araya döktüler ve böylece çok miktarda odun parçacıkları toplandı.

Bu sırada Resul-i Ekrem (s.a.v) buyurdu: Küçük günahlar, da bu küçük odunlar gibidir. Başlangıçta göze batmaz. Fakat herşeyi arayan ve takibeden vardır. Aradınız takip ettiniz, bu kadar odun toplandı. Günahlarınız da böyle toplanıp sayılır ve bir gün görürsünüz ki göze batmayan o küçük günahlardan, büyük bir yığın meydana gelmiştir![1]


[1] - Vesail, c.2, s. 462 Emir Bahadır basımı.

Sofradaki Şarap

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Diğer

Mensur Devaniki arada bir çeşitli bahanelerle İmam Sadık (a.s)’ı Medine’den Irak’a çağırıyor ve böylece İmam’ı göz altında tutmak istiyordu. Bazen uzun müddet İmamdın Hicaz’a dönmesine engel oluyordu.

İmam’ın Irak’ta bulunduğu vakitlerin birinde, Mansur’un ordu kumandanlarından biri, çocuğunu sünnet ettirdi ve pek çok kimseyi davet etti, geniş bir düğün ziyafeti verdi. Ayan, eşraf ve herkes hazırdı. O ziyafete davet edilen kimselerden biri de, İmam Sadık (a.s)’tı. Sofra hazırlandı, davetliler sofra başına oturdular, ve yemek yemeye başladılar.

Bu sırada davetlilerden biri, su istedi. Su bahanesiyle, eline şarap dolu bir kadeh verdiler. Kadeh o davetlinin eline verilince, İmam Sadık (a.s), hemen yemeğini yarıda keserek, sofradan kalktı ve dışarı çıktı. İmam’ı, tekrar geri döndürmek istedilerse de dönmedi. “Resul-i Ekrem (s.a.v) ; Şarap içilen sofrada oturan her kimseye, Allah lanet eder buyurmuştur” buyurdu.[1]


[1] - Bihar ul- Envar, c. 11, s. 115 Kompani basını.

Kur’an Dinleme

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Diğer

İbni Mesut, vahy yazarlarından biriydi, yani Kuran’dan nazil olan şeyleri, tertiple yazıp zapteden ve hiçbir şey esirgemeyen kişilerdendir.

Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.v) ona “Bir miktar Kur’an oku da dinleyeyim” buyurdu. İbni Mesut kendi mushafını açtı. Mübarek Nisa suresi çıktı, o okuyor Resul-i Ekrem de dikkat ve ilgiyle dinliyordu. Nihayet 41. ayet’e geldi.

Yani: “… ne olacak halleri her ümmetten bir tanık getirdiğimiz gün, ve seni de bu ümmete, tanık tuttuğumuz gün?” İbni Mesut bu ayeti okuyunca Resul-i Ekrem (s.a.v) gözleri yaşla doldu ve “artık kafi” buyurdu.[1]


[1] - Kuhl’ül Basar, Muhaddis-i Kummi, s.79.


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 1 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 98248 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592