Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Çocuk’ Category


Çocuklardan Kurtarır

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Cevat şöyle demektedir. Bir öğretmen gördüm. Yanında biri uzun biri kısa iki değnek, bir top, bir cirit, bir boru, bir davul vardı.

Bunların ne olduğunu sordum. Dedi ki:

- Okulumuzda yaramaz çocuklar çoktur. Birine “Oku dersini” diyecek olsam sözümü dinlemez, ben de önce kısa değnek ile vururum.

Uzaklaşır; sonra uzun değneği yetiştiririm. Kaçar, o zaman topu ciride koyup atar, başını yararım. 0 zaman arkadaşları harekete geçip başıma üşüşürler. Dövmeye başlarlar. Ben de çaresiz kalarak davulumu boynuma, borumu elime alır çalmaya başlarım.

Hengameyi duyan mahalle halkı koşup gelirler. Beni çocukların elinden kurtarırlar.

İhtiyarlık Hastalığı

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

İhtiyar adamın biri, hastalanıp yatağa düşer. Çocukları doktor çağırır. Doktor gelir, hastanın şikayetlerini dinler, tansiyonunu, nabzını ölçer, sırtını dinledikten sonra:

- “Neyiniz var bey amca?” diye sordu. Hasta:

- “Ah! Sorma evladım, başım ve beynim ağrıyor.” Doktor:

- “Merak etme! Bu ağrılar hep ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Fakat gözümde de bulanma ve kararma var.” Doktor

- “Önemli değil, ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Sırtımda çok şiddetli bir ağrı var.” Doktor:

- “O da ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Doktorcuğum! Ne yersem dokunuyor, hazmedemiyorum.” Doktor:

- “Bak bey amca! Mide hazımsızlığın da ihtiyarlıktan.” Hasta:

- “Oğlum! Rahat nefes alamıyorum, nefesim daralıyor.” Doktor:

- “Bakınız, bu da ihtiyarlıktan. İnsan ihtiyarlayınca, akciğerleri iyi işleyemez olur.” deyince hasta iyice kızmış bir vaziyette:

- “Ey ahmak doktor! Sen ne biçim doktorsun öyle. ‘İhtiyarlıktan’ demekten başka şey öğrenmedin mi? Tek cevaba saplandın kaldın! Ey cahil! Sen bilmiyor musun ki, Allahü Teâlâ her derdin dermanını da vermiştir. Yazıklar olsun sana. Doktorluğun böyle zayıf olunca, böyle söylüyorsun.” deyince, doktor:

- “Ey yaşı geçmiş, işi bitmiş adam! Bu kızgınlığın ve sinirin de ihtiyarlıktan… Sabrın tükenmiş, bu yüzden hiddetleniyorsun.” der.

ÖĞÜTLER:

* Gençlik, kıymeti bilinmesi bir çağ. Geçmiyecek gibi geliyor ama, bir bakıyorsunuz yaşlanılmış.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kıyamet gününde insanoğlunun hayatından hesabını vermeden bir adım bile atamıyacağı beş konuyu şöyle izah etmiştir:

- “Ey kulum!

l- Ömrünü nerede geçirdin?
2- Gençliğini nerede harcadın?
3- Malını nerede kazandın?
4- Malını nereye harcadın?
5- Sıhhatini nasıl kullandın?”

Çocuk

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Küçük oğlumuz annesine geldi ve ona kağıdı uzattı. Annesi ellerini önlüğüne kuruladıktan sonra kağıdı okumaya başladı :


Çimleri biçtiğim için. 5 dolar
Bu hafta odamı temizlediğim için. 1 dolar
Alışverişe gittiğim için. 50 sent
Küçük kardeşime baktığım için 25 sent
Çöpü attığım için 1 dolar
İyi bir karne getirdiğim için 5 dolar
Bahçeyi temizlediğim için 2 dolar
________________
Toplam borç 14 dolar 75 sent

Annesi umutla kendisine bakan oğlumuza baktı. Eline bir kalem aldı, kağıdın arka yüzünü çevirdi ve şunları yazdı :


Seni dokuz ay karnımda taşıdım : Bedava.
Hasta olduğunda başını bekledim, elimden geleni
yaptım, senin için dua ettim : Bedava.
Yıllar boyu değişik nedenlerle senin için gözyaşı döktüm : Bedava.
Senin için geceler boyu kaygı duyup, uykusuz kaldım : Bedava.
Oyuncaklarını topladım, yemeğini hazırladım,
giysilerini yıkadım, ütüledim : Bedava yavrum.
Ve bunların hepsini topladığın zaman gerçek
sevginin bedelinin olmadığını görürsün : Bedavadır çünkü.

Oğlumuz annesinin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu. Annesine baktı ve “Anneciğim, seni seviyorum.” dedi. Sonra annesinin elinden kalemi aldı ve kağıda büyük harflerle şunları yazdı : “HEPSİ ÖDENMİŞTİR.”

Şeyhin İki Kölesi

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Padişahın birinin çok sevdiği bir âlim vardı. Padişah bu âlime çok saygı duyar, arada onun nasihatlerini dinlemek için yanına giderdi. Ondan dünyaya ve ahirete ait bilgiler alırdı.

Birgün bu alimin yanına giden padişah, onun nasihatinin etkisinde kaldı ve şeyhin dünyalık ihtiyacını gidermek isteyerek:

- “Ey şeyhim! Dile benden ne dilersen” dedi.

Şeyh, padişahın bu isteğine cevap vermeyince, padişah ısrar etti. Padişahın bu ısrarına kızan şeyh:

- “Ey dünya padişahı! Bana böyle bir teklifte bulunmaya utanmıyor musun? Bundan vazgeç. Benim hakir ve zelil olan iki kölem vardır ki, onlar sana hâkim ve âmirdir. Sen onlardan emir almaktasın.” deyince, padişah şaşırdı ve:

- “O iki zelil köle de kimlerdir ki, onların bana hâkim ve amir olmaları benim için zillettir” diye şeyhe sordu.

Şeyh:

- “Biri gazap (öfke), diğeri ise şehvet (kötülüğe ilgi) dir.” cevabını verdi.

ÖĞÜTLER:

* İnsanın değerini düşüren onun kötü ahlakıdır.

* Alimleri, Allah dostlarını dost edininiz.

* İnsanların en zayıfı, şehvete esir ve nefsine oyuncak olandır.

* Sirke balı bozduğu gibi, öfke de insanı bozar.

Serçenin Avcıya Nasihati

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Avcının biri kuş avlamak için tuzak kurmuştu. Tuzağa küçük bir kuş yakalandı. Minik kuşu eline aldı. Hayret! Minik kuş konuşuyordu. Minik kuş:

   - “Ey büyük efendi! Sen birçok koyunlar, sığırlar, develer yedin. Onların etlerinden bile doymadın ki, benim etimle mi doyacaksın? Ben senin dişinin kovuğunu bile dolduramam.

   Şayet beni salıverecek olursan, sana üç öğüt vereceğim. Bu öğütlerden ilkini senin elindeyken, ikincisini şu damın üstünde, üçüncüsünü ise ağacın üstünde söyleyeceğim. Bu üç öğüdümü tutacak olursan, ömür boyu mutlu olursun.” dedi.

   Avcı bu teklifi beğendi. Zaten eti olmayan bu küçük kuşla nasıl doyacaktı ki? Kuşun öğüdü belki işe yarardı. Avcı:

    - “Peki, söyle bakalım” dedi.

    Minik kuş:

    - “Elindeyken vereceğim öğüt şudur: (Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin inanma).”

    Kuş, bu birinci öğüdünden sonra avcının elinden karşıdaki damın üstüne kondu.

   - “İkince öğüdüm: (Geçmiş gitmiş şeyler için üzülme. Bir şey senden gittikten sonra onun hasretini çekme).”

    Kuş, ikinci öğüdüne devam etti:”Benim karnımda on dirhem ağırlığında çok değerli bir inci vardı.O inci seni de, çocuklarını da zengin ederdi. O inci senindi ama, kısmetin değilmiş. Öyle bir inci kaçırdın ki, dünyada eşi benzeri yoktu.” dedi.

   Avcı, bu sözleri işitince: “Eyvah! Ben kendi elimle kendime yazık ettim. Elimdeki talih kuşunu kaçırdım. Ah benim akılsız kafam” diye üzülmeye, ağlamaya ve dövünmeye başladı.

    Kuş, avcının bu halini görünce:

   - “Be aptal adam! Biraz önce ben sana ne öğüt verdim? Şu haline bir bak. İnci elinden gittiyse ne üzülüyorsun? Ben sana geçen bir şeye üzülme demedim mi? Sözümü anlamadın mı?

   Sonra sana ‘Olmayacak bir söze sakın inanma’ diye ilk öğüdümü verdim. On dirhemlik inciyi duyunca aklın başından gitti. Benim üç dirhem gelmeyeceğimi bildiğin halde, nasıl içimde on dirhemlik inci bulunabilir?” dedi.

   Avcı, kuşun uyarısını dinleyince, aklı başına geldi.

   - “Hayır, güzel ve akıllı kuş! Şu üçüncü öğüdünü de söyle, öyle git.” dedi.

    Minik kuş, üçüncü öğüdünü vermek için damdan ağacın üstüne sıçradı ve avcıya alaylı bir tavırla:

   - “Allah Allah! İlk iki öğüdümü çok iyi tuttun da üçüncüsünü mü tutacaksın?” diyerek tamahkar avcının haline güldü ve göğün maviliklerine doğru uçtu gitti…

   MESNEVİ: Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır. Abdallık ve bilgisizlik yırtığı yama kabul etmez. Ey öğütcü, ona hikmet tohumunu saçmadan önce, onu yamasız, yırtıksız hale getir.

ÖĞÜTLER:

    * Bilgisiz ve abdal kişilere öğüt vermek boşuna bir çabadır.

    * Bir kişiye öğüt vermeden önce onu öğüt alacak duruma
getirmek onu hazırlamak gerekir.

   * Öğüt verilecek kişi vardır verilmeyecek kişi vardır,
bunları iyi ayırt etmek gerekir.

Benim İçin Düş Değil Amaçtı

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

“Büyüdüğüm zaman kocaman bir at çiftliğim olacak”

   Okulda öğretmen, lise birinci sınıf öğrencilerine bir kompozisyon ödevi vermişti.

   Konu şu idi: “Büyüdüğünüz zaman ne olmak istiyorsunuz?”

   Onbeş yaşındaki Monty, büyüdüğünde bir at çiftliği sahibi olmayı düşlüyordu. Ödevine bu düşünü sadece yazmakla yetinmedi, çiftlikte yapılması gereken binaların çizimlerini de ekledi. At çiftliği kesinlikle 300 dönüm olacaktı. Monty, ahırların yanısıra bir de, çiftliğinin orta yerinde yapmayı düşlediği bin metrekarelik kocaman bir evin plânını da çizdi.

   Öğretmen, kompozisyon ödevlerini bir hafta sonra dağıtınca Monty’nin yüzü asıldı. Çünkü kâğıdın tepesinde kocaman bir sıfır vardı.

    Bu yetmiyormuş gibi, öğretmen, sıfırın yanına bir de şu notu eklemişti:

   ”Dersten sonra öğretmenler odasına gel. Seninle görüşmek istiyorum.”

   Monty, öğretmenin söyleyeceklerini beklemeden, kendi merakını gidermek istedi. Ve öğretmenine, niçin sıfır verdiğini sordu. Öğretmen de onunla bu konuda görüşmek istiyordu:

   ”Çünkü sen, büyüdüğün zaman ne olmak istediğini yazmak yerine, saçma sapan düşler yazmışsın” dedi. “Çocuksu düşlerini nasıl gerçekleştirebileceğini hiç düşünmedin mi? Bir at çiftliği kurmanın kaça mal olacağını hiç aklına getirmedin mi? Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğunu bilmiyor musun?” Öğretmen bunları söyledikten sonra :

   Monty’ye bir hak daha tanıdı:

   ”Haydi şimdi eve git ve ayni konuda yeni bir kompozisyon yaz.” dedi.

   ”Yine öyle saçma sapan düşlere dalma da sana sıfır yerine doğru dürüst bir not vereyim.”

   Monty evde, babasından yardım istedi.

   ”Kusura bakma, sana yardım edemem, yavrum.” dedi babası.

   ”Bu öyle bir konu ki, tümüyle seni ve senin geleceğini ilgilendiriyor. Kararını sen kendin vermelisin…”

   Monty kararını o gece verdi. Yeni bir ödev yazmadı, ertesi gün öğretmene ayni ödev kâğıdını getirdi. ” Bana verdiğiniz sıfırı not defterinize rahatlıkla geçirebilirsiniz, öğretmenim” dedi.

   ”Ben notumun değişmesi uğruna düşümü, idealimi değiştirmeyeceğim…”

   Monty, karşısındaki topluluğa yaptığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

   ”Size bu anımı neden anlattığımı da söyleyeyim” dedi.” Çünkü şu anda tümünüz, benim 300 dönümlük at çiftliğimin orta yerindeki bin metrekarelik evimde bulunuyorsunuz. Şimdi başınızı lütfen şöminenin üstünde duran şu çerçeveye çevirin ve çerçevenin içine bakın. Sıfır not aldığım kompozisyon ödevimi göreceksiniz orada.”

   Monty bunları söyledikten sonra, o akşamki konuklarına bir de öğüt verdi:

   ”Hiç kimseye, düşlerinizi küçümseme fırsatı tanımayın”

   ”Kim ne derse desin, siz sadece yüreğinizin sesine kulak verin.” dedi.


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 2 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 92814 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592