Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for the ‘Çocuk’ Category


Baba Unutur

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Eleştiri zararlı bir kıvılcımdır, öyle bir kıvılcımdır ki övünç denilen cephane deposunun patlamasına yol açar. Acımasız eleştiriler ünlü bir İngiliz yazarın roman yazmaktan vazgeçmesine yol açmıştır. İnsanları suçlamaktansa onları anlamaya çalışalım. Neden böyle davrandıklarını bulmayı deneyelim. Bu yol, eleştiriden çok daha yararlı olan sempati, hoşgörü ve sevecenlik doğurur. Çocuklarınızı eleştirmek istiyorsanız eleştirmeden önce Amerikan gazeteciliğinin klasiklerinden biri olan aşağıdaki yazıyı okuyun. Unutmayalım ki,

“Tanrı bile insanları yaşamının son gününe dek yargılamaz.”

“Dinle oğlum! Ben bu sözleri sen yatmış uyurken söylüyorum. Küçük ellerinden birini yanağına dayamışsın, sarı buklelerin ise ıslak, alnına yapışmış. Odana yavaşça girdim yanımda da başka kimse yok. Birkaç dakika önce kitaplıkta oturmuş gazete okurken bir pişmanlık dalgası beni boğmaya, soluğumu tıkamaya başladı. Suçluluk duydum ve başucuna geldim.”

“İşte düşündüğüm şeyler oğlum: sana kızmıştım. Okula gitmek için giyindiğin sırada seni azarladım. Çünkü yüzünü üstünkörü yıkadığını görmüştüm. Ayakkabılarını temizlemediğin için seni suçladım. Yere bir şeyler düşürdüğünde yine kızdım.”

“Kahvaltıda yanlışlarını görmüştüm. Önündekileri döktün, dirseklerini masaya dayadın, ekmeğine gereğinden fazla tereyağı sürdün… Trene yetişmek üzere yola koyulduğunda, sen bana el sallayıp “Güle güle, baba” dedin, bense yanıt olarak “Omuzlarını geri çek” dedim, kaşlarımı çatarak.”

“Aynı eleştiriler akşamüzeri yeniden başladı. Daha yoldayken dizlerini yere dayamış, bilye oynadığını görerek, arkadaşlarının yanında aşağıladım. Çorap pahalı bir şeydi ve eğer satın almak zorunda kalsaydın, daha dikkatli davranırdın! Düşün, Oğlum, bunlar bir babanın söyleyeceği sözler miydi?”

“Anımsıyor musun, daha sonra kitaplıkta oturmuş okurken, usulca içeri girdin, gözlerinde incinmiş bir ifade vardı. Gazetemin üzerinden sana baktığımda, bir an duraksadın. “Ne istiyorsun?” diye sordum.”

“Hiçbir şey demedin. Koşup kollarını boynuma doladın ve öptün beni. Tanrı yüreğini öylesine sevgiyle doldurmuştu ki.”

“Sana aldırış etmediğim halde boynuma sıkı sıkı sarıldın. Sonra gittin, merdivenlerden yukarı çıktın. Çok geçmeden gazete ellerimden kayıverdi ve bir korku kapladı benliğimi.”

“Alışkanlığım beni ne hale getirmişti? “Kusur bulma alışkanlığı” Sana verdiğim ödül buydu. Seni sevmiyor değildim; yalnızca senden çok şey bekliyordum.”

“Benim çocukluğumdaki değer yargılarıyla yargılıyordum seni. Oysa sen çok güzel, çok dürüst özelliklere sahiptin. Küçük yüreğin, geniş dağların ardından söken şafak kadar büyüktü. Bana doğru koşup, beni öpmen, iyi geceler dilemen bunu kanıtlıyor. Bu gece hiçbir şey umurumda değil oğlum. Karanlıkta yatağının yanına gelip, diz çöktüm. Yaptıklarımdan utanıyorum.”

“Senden özür diliyorum”… Bu sözleri sana uyanık olduğun zaman söylesem hiçbir şey anlamayacağını biliyorum. Ama yarın gerçek bir baba olacağım! Seninle arkadaş olacağım, sen üzülünce üzüleceğim, sen gülünce güleceğim. Ağzımdan sabırsız bir söz çıkmak istediğinde, iyi geceler dilemen bunu kanıtlıyor. Bu gece başka hiç bir şey umurumda değil oğlum. Karanlıkta yatağının yanına gelip, diz çöktüm. Yaptıklarımdan utanıyorum.”

“Korkarım seni yetişkin bir adam gibi görmüşüm. Şimdi seni örtünün altında büzülüp yatmış görünce, hala bir bebek olduğunu anlıyorum. Daha dün annenin kollarındaydın, başını omsuzuna dayamıştım. Senden çok şey, çok şey istedim oğlum.”

(*) W. Livingtone Larned’ in “Baba Unutur” adlı yazısı bir anda içten gelen duyguların kaleme aktarılmasıyla ortaya çıkmıştır. 17 yıl önce ilk yayınlandığı günden beri yüzlerce dergi ve gazetede tekrar yayınlanmış olan yukarıdaki yazı “Reader’s Digest ” adlı dergide yayınlanan özetin aslıdır.

Bağcının Zekası

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Adamın biri sahibinden izin almadan bağa girdi. Ağacın tepesine çıktı, ağacı silkiyor, meyvelerini döküyordu.

Tam o sırada sahibi çıkageldi.

-”Hey, alçak adamı Benim bunca zahmetlerle yetiştirdiğim meyvelerini nasıl çalarsın ha? Senin bu yaptığına hırsızlık denir. Kuldan utanmaz, Allah’tan korkmaz seni…” diye bağırmaya başladı.

Hırsız, gayet sakin:

-”Asıl senin yaptığın ayıp yahu! Allah’ın bağından Allah’ın kulu, Allah’ın cömertçe verdiği hurmayı yerse hiç suç olur mu? Böylece delisine bağırıp çağırıyor, Allah’ın ihsanını kullarından sakınıyorsun: Ayıp, ayıp…” dedi.

Bağ sahibi, hizmetçisine:

-”Aybek, çabuk bir iple sopa getir.” dedi.

Hizmetçi ipi getirince, hırsızı ağaçtan indirip, ağacın birine bir güzel bağladı. Arkasına, ayaklarına vurarak onu adam akıllı dövmeye başladı.

Hırsız:

-”Yahu Allah’tan kork! Bu suçsuz günahsız kulu nasıl döversin, bu yaptığın çok günah.”

Bağ sahibi hem vuruyor hem de:

- “Allah’ın bir kulu, Allah’ın başka bir kulunu yine Allah’ın sopasıyla güzelce dövüyor.

Sopa da O’nun, sen de, ben de.

Ben ancak O’nun sopasıyla, O’nun buyruğunu yerine getiriyorum. Bunun günah neresinde?”

Cam Çatal

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Sekiz yaşındaydım. Bir gün, babamdan anneme bir armağan almak için para istedim. Bana tam bir dolar verdi.

Hemen çıktım evden, şehre inip mağazaları dolaşmaya başladım.

Şık bir mağazaya gidip reyonlarda gezindim. Şık mağazanın nazik görevlisinin dikkatini çekmiş olmalıyım ki, yanıma gelip ne istediğimi sordu. Ona bir dolarım olduğunu ve anneme çok güzel bir armağan almak istediğimi söyledim. Bana, daha ucuz hediyelikler satan bir mağazanın adını verdi.

Tam ümidimi kesiyordum ki, bir mucize yüreğimi yerinden oynattı. Karşımda duran camekanın içinde, çok şık, cam kutusunun içinde duran camdan yapılmış minik bir çatal duruyordu. Nazik bayana çatalın fiyatını sordum.

- “Bugün sizin şanslı gününüz küçük hanım,” dedi.

- “O çatal bugün indirime girdi. Fiyatı da tam bir dolar. Bu aralar cam çatallara pek ilgi gösteren olmuyor.”

Ben vardım ya! Ertesi gün anneme armağanını verdim.

Babam merakla eğilip annemin elindeki cam kutuya baktı.

- “Ne güzel bir şey bu!” diye annem bir nida attı ve çatalı babama gösterdi,

- “Bakar mısın hem de el yapımı…”

- “Evet, el yapımı,” dedim gururla.

- “Vitrine koyabilir miyim?” diye izin istedi annem. Ben de izin verdim.

Noel geldiğinde cam çatalı kutusundan çıkarıp Noel ağacına astı annem.

Yıllar sonra, annem öldüğünde bankadaki kasasından değerli eşyalarını ve mücevherlerini almaya gittim. Kasadaki eşyalarının arasında duruyordu cam çatal, camdan kutusunun içinde. Kutuya bir de not iliştirilmişti:

- “Sen hep düşünceli, sevgi dolu bir insan oldun ve bizi hep mutlu ettin. Seni seviyorum. Annen.”

Cam bir çatal mı? İnsan cam bir çatalı neden banka kasasında saklar ki?

Annem saklamıştı, çünkü bu küçük armağan onun için çok, ama çok değerliydi. Banka kasasında saklanacak kadar değerli.

Sevgi, adına verilen en küçük armağanı kralların hazinelerinden daha değerli kılabilecek bir şeydir. Sevgi, yıllar sonra anılarınızı canlandıran kuru bir papatyaya, minik ellerle yapılmış bir resme, üzerine desenler çizilmiş bir peçeteye bile paha biçilmez değerler katar. O anılar büyükanneden, dededen, teyzeden yadigâr kalan eşyalar kadar değerli olur.

Sevginin en güzel yanlarından biri de hafızalarda sonsuza dek yaşayabilmesidir.

Sana Mı Dedi Bana Mı?

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Efendinin biri, uşak bir yazılı kağıt verip “Al şunu fılan efendiye götür. Cevabını al getir” der. Uşak çıkar gider. Geldikten soma efendi der ki:

” Cevap getirdin mi? ”

” Vermedi ki getireyim. ”

” Kâğıdı vermedin mi? ”

” Hayır, cebimde duruyor. Yalnız cevap istedim. ”

” Sen cevap isteyince o sana ne dedi? ”

” Yüzüme baktı baktı “Hay ayı hay” dedi. Ama sana mı dedi bana mı orasını bilemem. “

Kontrol Ettim

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Efendi sorar:

- Kibrit ısmarlamıştım. Aldın mı?

- Aldım efendim.

- Şimdi taklit kibritler çoğaldı. Çakıyorsun çakıyorsun ateş almıyor. Dikkat etseydin de taklidi olmasaydı.

- Hayır değil efendim.

- Nasıl anladın?

- Birer birer yakıp kontrol ettim!

Balon

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Çocuk

Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi
takip ederken, şaşkınlığını gizliyemiyordu.
Onu hayrete düşüren şey,
“Bizim eve bile sığmaz” dediği o güzelim balonların
adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi.
Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor
ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın
kendisine baktığını farkederek ona doğru yaklaştı
ve bütün cesaretini toplayarak:
-Baloncu amca, dedi. Biliyormusun benim hiç balonum olmadı.
Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:
-Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.
-Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.
-Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.
Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan
ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali
kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan
tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı.
Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve
yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı.
Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken,
baloncu ona doğru dönerek:
-Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan
birini sana veririm. Yapılan teklif,
yavrucağın aklını başından almıştı.
Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını
aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı.
Hedefine adım-adım yaklaşırken duyduğu heyecan,
bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını
hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara
ulaştığında bir müddet onları seyretti ve
dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı.
Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından
diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı.
Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa,
dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu.
İster istemez balonu yerinde bırakıp
aşağıya indi ve adam dönerek:
-Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o?
Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:
-Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.
Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı.
Kaldırım kenarına oturup baloncunun
uzaklaşmasını bekledikten sonra,
dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:

“Olsun”, diye mırıldandı. “Olsun.” Ağacın üzerinde
kalsa da, bir balonum var ya artık..


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 4 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 98246 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592