Hikaye, Hikayeler Gülerken Öğrenmeye Hazırmısınız ?

Archive for January, 2008


Çiçek ve Su

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Efsaneler

Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
“Sırf senin hatırın için ey su” diye…

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
“Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya “Seni seviyorum der. Su, “Ben de seni
seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine “Seni seviyorum” der. Su, yine “Ben de” der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya “Seni seviyorum.” der.

Su da ona “Söyledim ya ben de seni seviyorum.” der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; “Seni ben,
gerçekten seviyorum.” Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye…Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: “Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez.”

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: “Çiçeğin bir hastalığı yok dostum…
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
“Seni seviyorum” demek yetmemektedir…

Tayran Han Ve Ceylan Kız

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Efsaneler

Munzur dağı yamaçlarında yemyeşil bir vadinin içinde akan görkemli bir çağlayan ve o çağlayanın kıyısında insanları kardeşçe ve huzur içinde yaşayan bir köy varmış. o zamanlar gündüzler hep güneşli, geceler hep yıldızlı geçermiş yağmur yağmadıkça. O köyün insanları hayvancılık ve tarımla sağlarmış geçimini. Akıllısı varmış delisi varmış, uslusu varmış mutlusu varmış o Köyde herkes biribirini sever,sayarmış. Anlayacağınız dost çokmuş, düşman yokmuş.

Bitkiler boy boy, hayvanlar soy soy, yamaçlar renk renk nergiz, bahçeler gül, lâle, sümbül,dağlar süsen, kardelen, tarlalar başak başak ekin, ağaçlar çeşit çeşit meyve doluymuş…Öyle ki güzellikler çok, kötülükler yokmuş.

Gelgelelimki bu güzel yörede sesi dağları yakan, dağlara yamaçlara yanık türküler söyleyen Tayran Han adında genç bir aşık yaşarmış. Tayran Han onca güzelliğe çağlayana, çiçeğe, bahçeye, suya, babasının varlığına ve etrafındaki insanlara rağmen çok yalnızmış… Gün geceye durduğunda, gökyüzüne bakar, gördüğü her yıldıza bir türkü söyler, içini tarifsiz bir aşk ateşi yakarmış…Efkarından sazı ağlar, yüreği sızım sızım sızlarmış… Her gece Ceylan gözlü, gül bakışlı bir kız girermiş rüyalarına, yüreği aşkla, özlemle çarparmış her sabah uyandığında.

İstermiş ki, rüyaları gerçek olsun, rüyasında gördüğü ceylan gözlüsüne kavuşsun, koynunda uyuyup, koynunda uyansın, yüreği her gece aşkla dağlansın, çağlayanlar daha bir çağlayan, sevdalar daha bir sevda olsun, sevda türküleri aksın durmadan dilinden koylara, nehirlere, alıp götürsün sesini rüzgarlar sevdalı iklimlere.

Günlerden bir gün yine sazını eline alıp dağın başında, başını göğe kaldırmış türküsünü söylerken birden bir hışırtı duymuş… Bakmış ki her gece rüyalarına girdiği güzeller güzeli Ceylan bakışlı kız durur karşısında… Durur da öylece süzer nazlı gözlerini ona doğru… Tayran Han ‘nın kalbine kor olur düşer bakışı, heyecanla sarsılır gövdesi…Sevdası türkü olur, şiir olur dökülür dilinden dağlara, ovalara, çağlayanlara…
“Hoş geldin ceylan bakışlım… maralım, yaklaş, daha da yaklaş ki yakından göreyim ceylan gözlerini, nicedir beklediğimdin, düşlediğimdin, umudum, ışığım, sevincim, her gece rüyalarıma giren sevdiğimdin.” der

Ceylan bakışlı kız yaklaşmış ürkek ürkek sonra telaşlı bir biçimde yürüyüp gözden kaybolmuş… Sinmiş bir ağacın gölgesine, derdini dillendirmiş kendince:

“Sesini duydum uzaklardan, yaktığın türkülerden aldım sesini!… Sesine sevdalandım da geldim sana, yüreğine sevdalandım da sevdim seni. Ne var ki ben yetim, kimsesiz fakir bir kızım, yaralı bir kardeşim vardı, çekip gitti buralardan, onu bulmadan, bulup yarasını saramadan sana dönemem, ahtım var, andım var… Geldim, gördüm, bildim, sevdim seni…Fakat benim daha gidecek yolum, çekecek çilem var. Ama dünyanın neresine gidersem gideyim bir gün mutlaka döneceğim sana”

“Duydum demiş sesini Ceylan bakışlım, duydum duymasına da hem gelir kendini gösterirsin, hem de giderim dersin? Her gece seni söyledim ezgilerimde, seni yazdım gökyüzüne. Uçan kuşun kanadında, çağlayan nehirlerin nefesinde, tan yerinde şavkıyan seherlerde, yağmurların buğusunda aradım izini.

Gitme… Önce görünüp, sonra bırak git diye mi geldin? Gidersen yaşadıkça bükülür boynum, yüzün gülmez, dünya döndükçe kanar yaram, muradım, ereğim sensin…”

Ceylan kızın sevdalı yüreği acıyla burkulmuş… Seslenmiş titreyen sesiyle:
“Nedir bu ilenmen ? Nedir bu halden bilmez tavrın?… ‘Zaman’ dedikleri bir ilaç var, ben yollara düşüp onu bulacağım, kardeşimin yarasını onunla sarıp iyileşmesini bekleyeceğim… Burda kalırsam şu halimle; sana acıdan, tasadan başka bir şey veremem. Sen gönlü yüce bir aşıksın, sevda ipekleriyle döşeli yolların… Beni sen anlamazsan, kimler anlasın?”

Tayran Han küsmüş, Ceylan gözlü boynu bükük; vurmuş kendini yollara… Bağrında kardeşine yetişmenin ve sevdalısına geri dönmenin hasreti, vuslata ömrü yetsin diye dualar ederek çekip gitmiş uzaklara…

Tayran Han fısıldamış ardından:
” Bekleyeceğim maralım, Ceylan bakışlım, başımda bir tek saç, ağzımda bir tek diş kalmayıncaya ve toprağa girip mezarımda tek bir ot bitmeyinceye değin…”

Ay geçmiş, gün geçmiş, mevsimler mevsimlere, yıllar yıllara kavuşmuş… Diyar diyar gezmiş Ceylan kız, bulmuş kardeşini, sarıp iyileştirmiş yarasını, iyileştirmişte aradan çok uzun zaman geçmiş ne eski güzelliği ne de ceylan bakışı kalmış… Sevdalısının içli sesi, gönlünün mabedinden bir an olsun silinmemiş, hayali gözlerinin önünden gitmemiş……

Tayran Han sarılıp sazına o dağ benim, bu yayla benim gece gündüz çağlayanlara, esip geçen rüzgarlara türküler sölemiş yanık sesiyle.

eser bahar yeli dağlar serindir
yardan ayrılmışam yaram derindir
ceylan gözlerine kurban olduğum
gel de bu gönlümü artık sevindir

elden ele uçup giti can kuşum
bu ağzıma kilit vurmuş susmuşum
yüreğimde yamru yumru sancı var
hasretinden sararmışım solmuşum

aşkının oduyla kahroldum ceylan
hicran oklarıyla vuruldum ceylan
günler asır oldu geceler zindan
seni beklemekten yoruldum ceylan

Günler, haftalar, aylar, yıllar birbiri ardına geçip giderken, Ceylan bakışlı kız hastalanmış… Ayaklarında sevdalısına kavuşacak dermanı kalmamış, acıkmış, susamış… Ama yine de bir an olsun durmamış, düşe kalka düşmüş yola, bilirmişki derman, sevdalısına kavuşmada, sevdiğine sarılmadaymış.

Aç susuz varmış köye, sevdalısının dağın eteklerinde kendisini beklediğini söylemişler.
Birbirlerini gördükleri ilk andaki kadar ışıltılı ve sakin bir sabahmış munzur dağının etekleri. Ceylan gözlü zar zor varmış munzur dağının eteklerine.

Nice soğuk iklimlerden sıcak iklimlere değin yolunu gözlediği ceylanını, gelişinden bilmiş Aşık Tayran Han … Seslenmiş usulca:
“Ey sevdiğim, ey bir ömür yollarını gözlediğim, ey güzeller güzeli ceylan gözlüm, nihayet döndün sonunda… Buldun mu kardeşini, iyileşti mi yarası?. Vardın geldin ama; şimdi de benim sana verecek bir şeyim kalmadı gönlümden başka. Gönlümü kasıp kavuran hasretin, ateşi oldu bağrımın, türkülerim, şiirlerim savrulup hasret rüzgarında sana kavuşmadan küle döndü…
Varım yoğum savrulup gitti elimde tek bir kırık saz kaldı.. Susuzluğunu gidereceğin bir pınarım bile yok, kuruyup gitti hepsi, acıkırsan neyle doyurayım seni; sabır taşlarımda biriktirdiğim sabrım yetmezki mutluluğuna ”
Ceylan gözlü; içinde yıllarca biriktirdiği ateşle koşmaya çalışırken sevdiği adama, yuvarlanıvermiş dağdan aşağı, başı kocaman bir taşa değmiş… Son mecaliyle konuşmaya çalışmış ve bu konuştuğu son cümleler olmuş. Tayran Han, Ceylan gözlüsünü kurtarmak isterken birlikte yuvarlanıvermişler kayalardan aşağı.

“Sarıl bana hasret kaldığım, söndür içimde yıllaraca biriktirdiğim ateşi…. Sar beni yazgım olan; canım tenimden çıkmadan beni sana kavuşturan sevdan ile…
Koynundan alsın canımı ölüm, dinsin bu hasret ateşi. Yüreğim yüreğinden hayat bulsun yeniden. Sevdanla yaşat beni en güzel türküler söyleyerek, kollarında uyut beni güzel sesinle..”

Ve Tayran Han nın yıllarca yolunu gözlediği sevgilisi teslim etmiş canını kollarında, nazlı gözleri kapanırken yanaklarında süzülen yaşları ırmağa dönüşmüş…

Tayran Han tüm acılardan da büyük bir acıyla öyle sarsılmış, öyle inlemiş ki, gökyüzü yırtılmış acılı türküler okurken sesinden, şimşekler çakmış, simsiyah bir yıldırım düşmüş dağlara, acıyla inlemiş koca munzur dağı…
İşte o gün bu gündür ne zaman mevsim bahara dönse, Teyran vadisinden Ceylan kızın gözyaşları pınar olur çağlayarak akar ve bir yerden sonra kaybolur. Munzur ve Mercan dağının kesiştiği noktada ağıtlar rüzgar olur haykırır yıldızlı gecelerde; Tayran Han sesinde kimselerin duymadığı, kimselerin bilmediği bir türkü yankılanırmış o vadinin en kuytu yerinde…

İnsanlığın Üç Serüveni

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Dini / İslami

Hamd Allemleri Rabi,Meliki,ilahı yegabe Sahibi olan yüce Allahadır. Hiçbir canlı yok iken o vardı eveli ve sonu olmayan yüce Allaha Hamdi senalar olsun.

Allah cc öyle büyük yaratıcıki yedi kat senayı milyarlarca yıldızları gezegenleri büyük galaksileri yok dan var eden bütün canlıların yegane yaratıcısı yüce Allah dır. Dünyayı bizim için yaratan ve içerisinde bizim ihtiyaclarımısın hepsini yaratan yüce Allah biz insanları kendisine ibadet etsin diye yaratı. Dünya Hayatı bizim için sadece bir imtahan yeri dir. Sevgili Peygamberimiz Dünyada bir garip gibi ve ya bir yolcu gibi ol. Buyuruyor.

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?(Enam.32)

Bu Dünya da kalıcı olmayan insan oğlu gerçekten garip bir yolcudur. Nitekim “Rabb’in, Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve; “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” diye onları kendilerine şahit tutmuştu. (Onlar) “Evet, (buna) şahidiz dediler. Kıyamet günü “Biz bundan habersizdik!” demeyesiniz” (el-A’raf, 7/172) Ruhlar aleminden Allah tarafından yaratılan insan oğlu orda yüce Allah Ben kimim dedikleri zaman sen Bizim rabimizin diye Bütün insanlar Allaha söz verdiler. Sonra insanın yolculuk serüveni Başladı o Misakla start Almaya başladı insanın başlangıcı İnsan oğlu ruhlar aleminden Anna Rahmine girdi. Bütün insanlık Anne Rahminde belirli bir zaman yaşadı. O yaşamdan sonra insanın ikinci yolculuk serüveni başladı ordada yolculuğun sonu bittip Dünya hayatında gözlerini acmaya başladı farklı bir alanda farklı bir mekanda farklı bir imtihanla başladı.Dünyaya gelen insan oğlu burda beliirli bir zaman yaşadıkdan sonra insan burdada Hayat yolunda yürüp başka bir Aleme gidecek. Ve en son Öz vatanına kavuşuncaya kadar yolculuğa Devam edecek. İnsanın üç Hayatı üç ölümü üç Dirilişi Ruhlar Alemi,Anne Rahmi, ve Dünya Hayatı Dünya hayatından sonradan da son Durak son Hayat Ahirete insanın yolculuk serüveni tamamen bitmiş olacak Yolculuğun bittiş anı Dünya hayatında yaşamış olduğu Hayatın hesabını verme yeri.

Öz vatanında ayrı Gurbet elerinde yaşayanlara garip denir Bizler Bu Dünyada gercekten garibiz. İnsanlığın ilk Atası ilk Babası Adem ve Havva annamız olan ilk insan Cennete yaşadılar, yediler içdiler gezdiler güldüler eğlendiler ve bütün Güzelliğiyle cennet hayatının bütün nimetlerini tatılar. Ve sonra şeytan tarafından Aldatıldılar ve sürgün olarak Dünya gezegenine indirildiler.Cennet Hayatına alışan Hz Adem ve Havva Bu Dünya cok dar ve sıkıcı geldi. Ağladılar gülmediler ve Dünya zindanına uyum sağlamakdan sorlandılar vatan Hasretiyle cennet özlemiyle yanıp tutuşup Ahiret Alemine göcüp Gittiler. Hz Adem ve Havvadan sonra günümüze kadar Milyarlarca yılar seneler gelip gecdi. Ve milyarlarlarca insan imtan yerini terk edip Ahiret öz vatanına göç ettiler. Ölümle Dünyayı terk ettiler. Kimi iman gemisine binerek Dünya Hayatından Ahiret Hayatına göcetti. Kimileride Batıl şirk gemizine binerek yolculuğa son verip Ahirete Göç etti. Allahu teala biz insanları Dünya ya Gönderdiğinde Bizi başı boş bırakmadı bize yaşamamız için ilahi bir nizam yoladı. İslam Dini gönderdi. İslam gemisi Her insan Doğdunda Gözlerini bu Dünyada acdığında islam fıtratı üzerinde üzerinde Doğar. Şu gecici Dünya Hayatında iki tane yol var biri Hak yol diğeride batıl şirk yolu.Biri iman gemisi Diyeride Batıl şirk küfür gemisi.Bir gemi insanı cennete götürür ken Diyeride Cehennemeye götürüyor. Evet Arkadaşlar Allah seni beni bütün insanlığı islam Dini üzerinde yarattı.

Doğuştan biz İman gemisine Bindik bu geminin Kaptanı sensin ölene dek iman gemisinde Bu gemide sana lazım olan bütün herşey yolunu doğru bulman için Doğru yoldan gitmen için bir (pusula) bir Harita gerekli. Allah onuda sana verdi oda kuranı kerimdi. Yolunu bulasın diye Hak yoldan sapmaman için ilahi birkitap bir pusula bir Harita artık Geminin kaptanı sensin istediğin yöne Doğru gide bilirsin.istersen Gemini kuranın Rehberiyle Hak Denizinde yüzerek engeli yoları aşarak Ölüm Meleği Allahın izniyle canını Alıp Ahirete götürene kadar Cennete Doğru ilerleye bilirsin. İstersende Dünyanın geci Metalarına süzlerine şana Şöhrete Dünya Malına şehvetine Dalıp Gemini yününü yününü Batıl yola gire bilirsin iki yol Hak ve Batıl yolu Bu yolda geminle yürüdüğünde gemi ilerler öyle bir ilerlerki Dünyanın süzüne Dalıp yolunu Tamamen kaybedip Batıl yoldan gide bilirsin. Bu yolda Hiç umadığın Aklının Hayalinde geçirmediğin bir Zaman da Allah tarafında Canını Almak için Azrail gelip seni O gemide Canını alıp Ahirete insanını yolculuğunun bittiği son yere Ahirete Götürecektir. Bu batıl yolun gittiği yer son Durak sa Cehennem yeridir. Bu yonu sonunda asla Son Pişmanlık fayda vermicektir. Ben şuan Gemimi Batıl limanında Hak limanına Hak yoluna cevirdim yönümü. Allahın bana Göndermiş olduğu İlahi kitab olan kuranı kerimin haritasıyla Gemimi Allahın Göztermiş olduğu yoldan Sapmadan gidiyorum. İnşallah sizde öyle yapıyorsunuzdur. Zaman zaman Dünya malına süzüne,şehvetine Daldık. Ve Batıl yola girdik. Allahın yardımıyla tekrar Gemimi Tevhitle imanla tamir edip islam Denizine girdik. İnşallah ölüm meleği Allahın izniyle gelip canımızı aldığı zaman Biz bu yolda oluruz. İnan bana Güzelim Dünya Hayatı sadece bir imtihan yeri sakın Dünyanın geçici Hayatına aldanma artık sen İman gemisine yön verirken Karanın Haritasından Haberdarsın Bu Hak yolunda Hedefine kitlenerek Git. Seni Allahın yolunda sapıtmak için en büyük Düşmanın şeytan olacaktır. Şeytan Daima batıl yolu sana süzlü gözterecekdir.Dünya malı,süsü,şehveti,sana cok Güzel gözterecekir. Daima Şeytan zehiri Balın içine katıpda verecektir. Sakın Aldanma Hak yoldan sapma bu yola başını koy sorluklarla, İmtihanlarla,karşılaşdığın da Ölümü Aklına getir. Sen ölceksin. Seni Diyer insanlara yaptıklarını yapacaklar sana bitane Kefen,bir Tabut,bir,Mezar verecekler.Ruhlar Alemi Anne Rahmi ve Dünya Topla üç ve sonra seni Beyaz bir kefene saracaklar bir tabuda koycaklar ve seni mezara koycaklar. O güzelim bakımlı süzlediğin cildini mezarda kurtlar solucanlar tarafında yiyilcek ve Bedenin cürüyüp gitcek.Dünyanın Gafletine Düşdüğünde bunu Asla unutma NLP. Kuralı Negatif Duyguları onca Pozitif Düşünceyle ata biliyırsun. Sende Bunu yap Neslihan Bu Dünyanın imtan yeri olduğunu asla unutma Görevimiz Burda Allahın Rızasını kazanmak Allah için yaşamak Allah için ölmek.

Ve sonra cennete girmek.

’’Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.’’( Kehf31)

İşde cennet bizi bekliyorarkadaşlar Burda yaşamak için Allahın rızasını kazanmamız lazım

Şuan 20 yaşındasınız mesela . Bir Düşünsenize insan ömrünün ortalama 50,60 sene olduğu bir Dünyada yaşıyorsunuz 50,60 yaşadınızı Düşünsenise ömrünün üçde birini yaşadın geriye sadece üçde ikisi kaldı kırk sene Allah aşkına bu kırk sene Dünyanın herşeyi sizin olsa nolcak Engüzel köşkler,evler,elbizeler,Dünyanın en yakışıklı erkeğiyle yada kadınıyla evli olsanız arabaların Hamamların,olsa nolcaki ondan sonra yaşicanız sadece mutlu olcağın sadece 50,60 sene bir hayat ömründe 20 sene bittini fars etsek geriye 40 sene kalıyor sadece kırk sene.sonra Ölüm meleği gelip O güzel vücudunuzu canını Alacak. Sakın Dünyanın Gecici Hayatına Aldanmayın islam Gemisiyle yönünü Hak yola cevirerek yürüyün Bu yolda imtihan edilceksiniz Hastalıklarla,eşle,malarla,mülklerle, sakın unalra Dalıp gercek vasifeni yapmamazlık yapmayın. Bu imtanları sakın unutmayın imtanalrı kazanmaya bakın SON PİŞMANLIK FAYDA VERMEZ.

Gönül Ferman Dinler mi Hiç?

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Efsaneler

Eski zamanlarda, bir kralın kızı ile bir balıkçı
birbirlerine aşık olur… Ancak Kral, kızının
yoksul balıkçıya varmasına izin vermez… Ama
Genç aşıkların gönlü ferman dinler mi,
kız ile delikanlı gizli gizli buluşurlar tabii…

Kral baba, bunu zaman içerisinde öğrenir ve
bir gece takip ettirir kızını. Diyorlar ki, balıkçı
denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor,
ışıkla bulunduğu yeri işaret ediyor delikanlıya.
Ve Kral kızı ile delikanlı gün ağarana kadar aşk
oyunları yapıyorlar birbirlerine… Kral bu…
Kızı bile olsa, emirlerine karşı çıkanı öldürür.

Yine böyle buluşma gecelerinden birinde kızını
yakalatır ve askerlerine de kumsalda
ışıkla balıkçıya işaret göndermelerini söyler…

Delikanlı ışığı görünce atlıyor kayığına ve
koşuyor, bir manga askerin içine… Kız,
askerlerin elinden kaçıyor ve koşmaya
başlıyor; sevdiğini kurtarabilmek için…
Koy’un ta öbür ucuna yetişmesi imkânsız.
Ama sevda bu, kural falan dinlemez,
çılgın gibi atıyor kendini sulara…

İşte o anda bir mucize gerçekleşiyor!
Kızın, adım attığı her yer kumsala dönüşürken
peşinden koşan askerler bastıkça denize gömülüyor
onca ağırlıkla… Kız kayığa kadar koşabiliyor, ancak;
bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip
sallıyor okunu… Heyhat! Kız ile delikanlı birbirlerine
sarılmışlardır bile ve ok gelip kızla buluşuyor…

Derler ki; o kumlar kızın kanı denize karışınca
kırmızıya boyanmışlar. Delikanlı ise aldığı gibi
gidiyor kızı, sonra ne gören var ne de duyan…

Bilge Adam ve Şehrin Büyüleyici Prensesi

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Efsaneler

Bir gün bir şehirde bir adam yaşarmış kendi halinde bir evde ayleysiyle yaşarmış.cocuk ken insanlardan yemiş olduğu darbelerden dolayı adam sürekli kendi Dünyasında kitaplarıyla yaşarmış.Onu diğer insanlardan ayıran özelikde sürekli kitap okuyup kendine cok farklı bir Dünya yaratmasıydı.en sevdiği ve yapa bildi tek şey buydu.

Yaşadığı şehirde bütün insanlar maskelerle dolaşırlardı.bu adam bu insanların maskelerinde korktu için sürekli insanlardan kacıyordu.cünkü o maskelerin altındaki telihkeleri sezemediği için artık korkularını azaltmak için sürekli kitaplar okuyordu.Bir nebze korkularından kısada olsa kaca biliyordu. Artık Hayatı kitaplar olmuştu. Yaşıtları gezerken eğlenirken o kendi Dünyasında sihirli kitaplarıyla yaşayıp Duruyordu ne zaman kitaplarını bırakıp insanların Dünyasına girdiyse darbeler yiyip duruyordu. O Şehirin en meşur ustaları maske yapan ustalarıydı. Öyle maskeler yapıyorlardiki i,nsanların yüz yapısından Hiçbir farkı yoktu maskelerin . Bundan dolayı genc adam maske ve yüzleri secemiyordu. Secemediği içinde sürekli darbeler yiyip duruyordu. Bu darbeler onu kitapların içine Hapsediyordu.genç adam senelerce kitapların arasında kaybolup gitmişdi. Arada seneler gecdikden sonra genc adam artık orta yaşa gelmişdi artık bir nebzede olsa kitaplardan aldığı Bilgi onu olgun bir Bilge adam yapmışdı.Artık bilgeliğiyle insanların Maskelerinin altındaki telikeleri seze biliyordu. Ve darbelerden kendi koruya biliyordu.Artık bilgeliğine güveniyordu artık Hayata atılmak için hazır dı yada o öyle biliyordu.kitapların verdiği öz güvenle ve temel bilgilerle artık Hasırım diyordu. Bilge adam yüreyinde oluşan bir sevgi pınarı oluşmuşdu öyle bir sevgi pınarı oluşmuştuki artık sevgisiyle Bütün kötülükleri yene bilçene inanmışdı.temel felsefesi Sevgiydi bir gün bütün kötülüğü yenecekdi. Bilge adam buna inanmışdı artık oda İnsanlar gibi şehre inip Bilgeliğinine ve yüreyindeki sevgi pınarına güvenip insanların içine karışmaya Başlamıştı. Ve günler aylar bir birini kovalarken bilge adamın hiçbir Dostu yokdu olmamışdı. Bir gün bilge adam O şehirde hiç görmediği Dünyalar güzeli bir kızla tanışmıştı. Bilge adam kızı görünce ve konuşunca sanki büyülenmişdi sürekli bunun bu Dünyaya ayit olmadaığını söylüyüp duruyordu ve kızda bilge adamdan Hoşlanmaya bşlamışdı o kadar mutlu olmuşduki mutlulukdan ucmuşdu sanki bilge adam artık Aşık olmuşdu Hiç yaşamadığı tatmadı Duygular hakim olmuşdu yüreyi sanki vucunda ölen bütün hüçreleri tekrar aşk sayesinde canlanıyordu bilge adamın. Aşk okadar mutlu etmişdiki Bilge adamı bian insanlardan yediği darbelerin acısını unutmuşdu bu bir mucizeydi bilge adam için. Onu artık Hayata bağlayan bir amacı vardı yaşaması için bir sebeb vardı. Günler gecdikce bilge adamın Hayatın içinde insanlardan aldığı bıcak gibi darbeler Aşk ilacıyla vucudu ileşiyordu. Vucudundaki kesikler kaybolmaya başlamışdı bu bir mucizeydi sanki bilge adam için . Bilge adam kızdan o kadar büyülenmişdiki farkına varmadan Bilgeliğini kaybetmeye başlamıştı bunun farkına varamamışdı bilge adam. Hayatında hiçbir kızı bu denli sevmemişdi bilge adam o kızla cok mutluydu bilge adam.günler aylar geciyordu artık bilge adam bu büyüleyici ve Dünyanın en güzel kızla evlenmeye karar vermişdi sanki senelerce aradığı şey buydu bunu kacıramasıdı bilge adam mutluluk buydu ona göre Onu böyle heycanlandıran mutlu eden Hiç bişey olmamışdı hayatında. Kendine söylip duruyordu bilge adam evet evet bu Dünyalar güzeli prenzezle evlenmem lazım ve onu Dünyanın en mutlu insanı yapabilirim diyordu kendi kendine.Allahın bana gönderdiği bir Hediyeydi bir melekdi bu.bir birilerini göremedikleri zamanlar Haberci güvercinlerle birbirleriyle Haberleşiyorlardı. Bilge adam aylarca güvercinleriyle Haber yoluyordu prensesine ve bir gün ikiside karar verdi evlenmeye ve prenses bunu ilk annesine anlatı. Ve annesi bilge adamı görmek istedi ve annesinin Hayali yakışıklı bir Prensdi bir gün buluştular üçü. Annesi bilge adamı görür görmez şok oldu Bilge adamin iç Dünyası cok güzeldi ama insanların bakış acısına göre pek yakışıklı biri değildi cünkü insanlar sevgiyle bakmıyorlardı birbirilerine. Ve annesi sanki yıkuılmışdı karşısındaki bilge adamı kızına yakışdıramamışdı. Bilge adam bunu fark etmişedi Bilgeliğiyle ve olay karşısında şok olmuşdu Bütün umutları yıkılmışdı bilge adamın sanki. Ama melek kalpli prenses Bilge adamı teseli ediyordu. Her zorluğa rağmen biz evlencez diyordu bilge adama bu sözler bilge adamın kalbini tekrar düzeltmeye yetmişdi. Prensez bilge adamın yanında cok mutluydu. Ama mutlulukların altında sürekli korkular besliyordu prensez cünkü biliyordu bilge adamı aylesi Beyenmeyeceni sürekli bunu Düşünüp duruyordu prensez. Ama bilge adam sevgiziyle bütün kötülükleri sorlukları yenecene inanıyordu. Sevgizi için Bütün kötülüklerle savaşacakdı ve savaşın sonda prensezleevlenecekti aylar gecdi Her günün tadını cıkarıyorlardı bizim aşıklar. Bir gün prensez güvercinlewriyle bilge adama Haber yoladı bige adam güvercinin bacandaki kağıdı cıkarıp okumaya başladı ve okurken prensez bilge adamdan ayrılmaya karar vermişdi ve bu sözlwer bilge adamı yere sermişti kalp atışları Hızlandı bilge adamın kalbi göğzünde fırlayacak gibiydi aman Allahım diyordu neden ben neden ben diyordu bilge adam.bu Diğere insanlardan darbelere benzemiyordu. Sanki kalbine zerli bir Hancer saplanmaıştı . ve belirli bir şokdan sonra kendine geldi bilge adam panikliği bitikdern sonra kendine geldi bilge adam hemen güvercinleriyle presnseze haberler yolamaya başladı ve her seferinde Bilge adama sevginin bitini söylüyordu prensez. Bilge adam şok olmuştu bu haber karşısında artık bu dünyada onsuz yaşayamicana karar vermişti bu acıya yüreyinin dayana micanı Düşünüyordu bilge adam prenzeze haber yolayarak sensiz yaşayamam diyordu beni anca bu acılarımdan kurtaracak ilac ölümdür diyordu prenseze. Ölmek için bir yer Düşünüyordu prenzesin evinin tam yanında olsun diyordu ölümüm. Ve güvercinlerle prenseze ölecenin haberlerini yolarken haberleri annesi okuyordu . be haberleri ve annesi bilge adama kızına büyüceler tarafında Büyü yapıldını söylüyordu. Büyüden dolayı sevgisinin sana karşı bittiğini söyledini söylüyordu. Bilge adam bunları duyunca biraz rahatlamışdı tekrar nefes alıyordu.bu habere bilge adam evet diyordu ben sevgimle Bu büyüyü bozarım diyordu. Cünkü kitaplardan aldığı buydu sevgi bütün kötülükleri yener Bilge adam kalbinin içindeki sevgi pınarından aşkına sevgi ilacını yoluyordu evet evet bu büyünün ilacı olması lazım diyordu bilge adam sevgi pınarından iç mesi lazımdı prensezin bilge adama göre.bilge adam o kadar inanmışdıki prensezin ileşcene artık Hiçbir şphesi yokdu sevginin Yok edemiceği kötülük yokdu ona göre en büyük ilc sevgiydi bilge adama göre.ama yanılmışdı bilge adam prensez düzelmemişdi büyü bozulmamışdı . Bilge adam gecelrin karanlığında Düşünüyordu Aklına eski bilgelrin bir sözü gelmişdi Gerceyi sorunları gecenin karanlığında arin diye bilge adam gündüzleride o ülkenin önden gelen hekimlerine ve büyücülerine gidiyordu büyüyü bozmak için ve hernekadar arasada bir türlü bulamamışdı caresini . Büyü prensezin üzerinde ettkisini iyi ce göztermeye başlamıştı artık prensez halinde memnun olduğunu bilge adamın kendisini rahat bırakmasını istiyordu. Bilge adamdan iyice soğumuştu prensez artık prensez o kadar büyünün etkisinde kaldıki büyünün bozulması için Hiçbir caba sarf etmiyordu. Bilge adamın bütün söylediği o güzel sevgi sözleri artık hiçbir işe yaramıyordu. Artık bilge adam bütün umutlarını kaybetmeye başladı ve anladıki Büyü bozulsa bile artık prensezine kavuşammicanı anlamıştı. Ve prenseze son sözlerini yazıp güvercinle yolicaktı ve son sözlerini şöyle yazıyordu bir gün büyü bozulursa bana karşı sevgin kalmış za bana geri Döne bilirsin diye yazıyordu istediğin zaman geri gele bilirsin diyordu. Presnsez Bilge admın Hayatında tamen cıkarken bilge adam artık Hiçbir insana Ömrünün sonuna kadar güvenemeyeceni öğrendi. Kalbinden prensez tarafında saplanan zehirli hanceri cıkarmıştı artık ve zehir etkisi giderek azaltıyordu ve artık bilge adam Düzelmeye başlamıştı. Ve gün gecdikce dahada düzeliyordu. Prenseze karşı His etiği sevgi artık yerini nefrete bırakmıştı.Bilge adam bir türlü kabulenemdiği şey prensezin sevginin kötülüklerden üstün olduğunu zamanla sevgiyle büyü bile bozulcanı inanamamsıydı. Sevginin güçüne inanmadığı için artık prensezden tamen soğumuşdu bile adam.Bilge adam bir gün büyü bozulup Prensez geri dönse bile Hiçbir şey eskisi gibi olamayacanı öğrenmişti sanki kalbindeki prensez karşı his etiği o sevgi tamen bitmişdi.ve bilge adam bir kar alması lazımdı insanların içinde kalıp insanlardan darbeler yiyecene o şehiri terk etmeye karar verdi. Kendini bir kuleye hapsedip kitaplarıyla ömrün sonuna kadar yaşicaktı. Ve o kulede ölcekdi bilge adam be bilge adama bütün bilgelini otaya koyarak Denizin tam ortasında koca bir kule yaptı ve bu kuleye ömrünün sonuna kadar yetecek bütün ihtiyaclarını kitaplarını yerleştirdi. Denizin ortasındaki kuleye girdi ve bir gün büyü bozulup prensez Döne bilir korkusuyna kalenin katılarını iç tarafdan kitlemeye başladı ve kapıların önüne tamen taşlarla iç tarafdan örmeye başladı artık kapılar kiltliydi ve örülüydü hiç kimse giremcekdi artık bütün kötülüklerden uzaktı hiçbir kötülük bilge adamın canını yakmayacaktı ve kulenin penceresini acıp son bir defa insanlara var gücüyle bağırmaya başladı artyık kalbim ileşti bu kalpte yaratanın sevgisinden başka sevgi yok ey prensez diyerek bağırdı artık seni sevmiyorum artık büyün bozulsada sen asla bu denizin orasındaki kaleye giremesin bu güc sende yok diyerek kenin anahtarlarını denizin tam ortasına var gücüyle fırlatı ve anahtar denizin derinliklerinde kaboldu be Bilge adam pencereyi Dış dünyaya kapatarak ömrünün son nefesine kadar Allaha ibadet etmeye karar verdi ve pencereyi kapatmadan son sözü bir gün SEVGİNİN GÜCÜNE İNANACAKSINIZ OLDU.

Çalma Kapıyı, Çalarlar Kapını

Jan 14, 2008 Author: admin | Filed under: Masal

Patimat ve Magamed adında iki kardeş, anne ve babadan yetim kalmışlar ve kimseden yardım beklemeden hayatlarını sürdürmeye başlamışlar. Her zaman birbirlerine yardım ediyorlarmış, çünkü bir birini çok seviyorlarmış. Patimat bir gün kardeşine:

- Evlenmek için zamanın gelmedi mi senin? Evlen, başını koyacağın bir yastığın, beraber yatacağın bir kadının olsun, demiş.

Aslında erkek kardeşi de ev bark sahibi olmayı istiyormuş. Kız kardeşinin bu sözleri üzerine evlenmeye karar vermiş ve çok güzel bir kızla evlenmiş. Evlenmiş evlenmesine ama eve gelen dişi, Patimat’ı hep kıskanıyormuş. Kocasıyla, kardeşinin aralarının açılmasını istiyormuş. kocası sabah işe gidip akşam eve dönüyormuş. Bir gün kocasının gömleğini yırtmış ve kocası eve gelince hemen ağlamaya başlamış ve:

- Bak kardeşinin yaptıklarına! Gömleğini yırttı. Bizi ayırmak istiyor, demiş; fakat kocası bir şey dememiş. Patimat ise gömleğin kim tarafından yırtıldığını iyi biliyormuş; fakat yengesiyle abisinin ayrılmasını istemiyormuş.

Bir başka gün Magamed’in karısı gümüş kılıcı taşa vurmuş, kırmış ve ateşe atmış. Magamed eve gelip ateşin yanında oturduğu zaman karısı ateşe odunları koyuyormuş gibi yaparak kılıcın parçalarını ona göstermiş. Ağlamaya ve bağırmaya başlamış:

-Niçin senin kardeşin böyle yapıyor? Bizi ayırmak için mi? Eğer sen onu dövseydin o kılıcı ateşe atamazdı? demiş, ama kocası buna da bir şey dememiş.

Magamed’in karısı asla huyundan vazgeçmemiş. Hep kocasıyla görümcesinin arasını açmaya, görümcesini evden atmaya çalışıyormuş. Çocuğu olmuş, çocuk yavaş yavaş büyümüş, fakat kadının kalbi kin nefretle doluyormuş gün geçtikçe görümcesine karşı.

Bir gün içindeki kin ve nefret öyle artmış ki Patimat’la Magamed’in aralarını kesin olarak açmaya karar vermiş. Bir gece canının parçası olan günahsız yavruyu, yani öz çocuğunu zalimce bıçaklayarak öldürmüş.

O sabah kocasıyla birlikte bahçede güneşlenmeye başlamışlar. Vakit bir hayli geçmiş. Kötü kalpli kadın kocasına sanki hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi:

- Niçin bebeğimiz bugün çok uyuyor? diye sormuş ve sonra kundağın yanına gitmiş, fakat kundağın yanına varır varmaz bağırmış:

- Senin kız kardeşin bebeğimizi bıçaklamış. Bebeğimiz capcansız yatıyor. Bizi ayırmak için yapıyor hep bunları! demiş.

Bu kez Magamet hiç düşünmeden kız kardeşi Patimat’a:

-Sen artık bizimle kalamazsın! Eşyalarını topla, git buradan! diyerek kız kardeşini kapı dışı etmiş.

Patimat, boynu bükük gözü yaşlı almış başını gitmiş dağlara… Dağda kuşla kurtla nasıl yaşanırdı? Nerede kalınırdı? Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Sonunda küçük bir in bulmuş. Oraya yerleşmiş ve yaşamaya başlamış. Orada günlerini ALLAH’a ibadet ederek geçiriyormuş.

Bir gün Padişahın oğlu dağda avlanırken derenin kenarında onu görmüş ve hizmetçilerini onun yanına göndermiş. Kız ormanda iki yıl kadar yaşadığı için elbiseleri eskimiş, yırtılmış. Hizmetçiler, yanına gelirken bağırmış:

- Bana yaklaşmayın, ben aşağı yukarı çıplak sayılırım demiş. Hizmetçiler de geri dönüp gördüklerini efendilerine anlatmışlar. Bunun üzerine padişahın oğlu, hizmetçilere emretmiş:

- Ona giyecek bir şeyler götürün göreceği bir yere koyun!

Hizmetçiler, efendilerinin dediklerini yerine getirmişler. Kız elbiseleri giymiş. Sonra Padişahın oğlu Patimat’ın yanına gelip sormuş:

- Sen niye burada yaşıyorsun?

Kız, kız başına gelip geçen her şeyi anlatmış padişahın oğluna. Padişahın oğlu da duydukları karşısında duygulanmış. Ona yardım eli uzatmak istemiş:

- Benimle gelecek misin?demiş kıza. Kız ise:

- Eğer benimle evlenmeyi kabul edersen gelirim, demiş. Patimat, gerçekten güzel bir kızmış. Tam padişah oğlanlarına göre yaratılmış gibiymiş adeta. Sultanlığa yakışırmış yani. Padişahın oğlu Patimat’ın teklifini kabul etmiş:

-Tamam ben seninle evleneceğim, demiş.

Padişahın oğlu kız ile eve dönmüş ve babasının huzuruna çıkarak:

- Babacığım, bu kızı oğlunuz gibi seveceksiniz, demiş. Oğlan beğenirse baba da beğenir. Padişah, kızı gelin olarak kabul etmiş, oğlan da eş.

Patimat, padişah evine gelin gittikten sonra, padişahın evine huzur, mutluluk gelmiş. Herkes birbirine saygı ve sevgide kusur etmiyorlarmış. Evde kaynaşma ve yardımlaşma eksik kalmıyormuş. Sık muhabbet tez ayrılık getirir derler ya çok zaman geçmeden ülkede savaş çıkmış, padişahın oğlu savaşa gitmiş. Er kişiye evde kadınlar gibi oturmak yaraşmaz, erkeklik er meydanlarında belli olur. Oğlan savaşa gitmiş gitmesine de gözü, gözünün nuru olan sevgili hanımında kalmış. Savaşa giderken anne ve babasına:

- Bir çocuğum olursa bana bir mektup yazın, diye tembih etmiş. Çok zaman geçmeden nur topu gibi bir oğlan dünyaya gelmiş. Evdeki mutluluk bir kat daha artmış. Padişah, kalemi kağıdı almış eline bir mektup yazmış ve oğluna “oğlu” olduğunu müjdelemiş. Sonra mektubu ulağa vermiş.

Mektubu götüren ulak, Patimat’ın eski köyüne uğramış ve orada bir evde konaklamış. Meğer ulağın kaldığı ev Patimat’ın kardeşinin eviymiş. Patimat’ın kardeşinin karısı ona sormaya başlamış, Patimat’ın nerede ve nasıl yaşadığını. Ulak da bildiklerini bir bir anlatmış kadına. Kadın ulağın konuşmaları üzerine:

- Benim de kocam savaşta ben de ona mektup göndermek istiyorum. Göster bana o mektubu, demiş ulağa. Ulak hiçbir şeyden habersizce mektubu kadına vermiş. Kadın, onu okutmak için okuma yazma bilen bir adama götürmüş, okutmuş. Mektupta padişah oğluna:”Oğlum, güzel bir erkek çocuk doğdu, çok yakışıklı…” diyormuş. Bunları duyan kadın adeta çıldırmış. Mektubu okuyan adama biraz para verip:”Senin karın çocuk değil, adeta bir köpek yavrusu doğurdu…” diye yazdırtmış. Bu mektubu padişahın oğluna göndermiş.

Padişahın oğlu, okudukları karşısında donup kalmış, çok üzülmüş. Uzun zaman düşünmüş ve sonunda mektubun cevabını yazmaya karar vermiş. Mektubunda babasına:”Lütfen ben gelinceye kadar ona bir şey demeyiniz, enik değil de domuz yavrusu bile doğurmuş olsa…” demiş ve mektubu aynı ulakla geri göndermiş. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe dolanmış, giderken konakladığı köyde konaklamış, misafir olduğu evde misafir olmuş. Yine elindeki mektubu kadına güvenip teslim etmiş. Kadın da yine mektubu değiştirtmiş:” Eğer karım altın topu gibi güzel bir çocuk doğurmuş olsa bile ben gelmeden onu evden atın.” diye yazdırtmış mektuba.

Anne ve baba mektubu okuyunca çok üzülmüşler ve gece gündüz ağlamışlar, kederden üç gün yemek yememişler. bu haberi uzun süre gelinlerine söylemişler. Patimat ise analığı ve babalığının başından hiç ayrılmıyormuş. Onları üzgün gördükçe o da kahroluyormuş. Onların kederlerine ortak olmak istiyormuş, ama kaynata ve babasının ağzından bir kelime alamıyormuş. Bir gün bir haber gelmiş:

- Savaş bitti. Sizin çocuk yakında eve dönecek, demişler.

Padişahın hanımı Patimat’ı yanına çağırıp:

- Kızım, artık evi terk etmen gerekiyor. Bunu kocan istiyor. Bir mektup yazmış. Senin evden çıkıp gitmene yüreğim asla razı değil, ne yapalım, kader, demiş gözyaşları içinde.

Patimat, alıp başını gitmiş, koca evinden. Dağ taş köy oba dolaşmış, sonunda bir köye gelmiş. Bir evde kalmaya başlamış. Yerde yatmış, kedinin köpeğin yemediğini yemiş. İyice çökmüş, iyice yaşlanmış.

Bir gün kaldığı o eve savaştan dönen askerler gelmiş. Askerin biri ev sahibiymiş, ama diğeri bir yabancıymış. Ev sahibinin karısı:

- Burada kalan fakir bir kadın var, evi barkı yokmuş. Ben misafir ettim şimdiye kadar. Ona yardım etseniz, sadaka verseniz! demiş. Kocası:

- Çağır bakalım nasıl birisiymiş o kadın neyin nesiymiş, demiş. Kadın Patimat’a:

- Seni çağırıyor, demiş;ama Patimat istememiş. Fakat kadının kocası:

- Çağır onu! diye ısrar edince kadın gidip onu tekrar çağırmış. Patimat da ister istemez kalkmış, askerlerin huzuruna çıkmış. Ev sahibi olan asker:

- İn misin, cin misin? Kimsin, nesin? Anlat! demiş.

Patimat, utana sıkıla kendi hayatını anlatmaya başlamış. Kendi evlerinden nasıl gittiğini, kocasıyla nasıl ayrıldığını…

Ev sahibi olan askerin birden bire gözleri fal taşı gibi açılmış, bu arada arkadaşı da aynı şekilde şaşırmış. Ev sahibi olan asker:

- Sen, sen benim kardeşimsin… demiş kucaklamış onu. Yanında gelen asker:

- Sen benim can yoldaşımsın, demiş öpmüş alnından…. Patimat olanlardan hiçbir şey anlayamamış,ama askerlerin gözlerine iyice bakınca askerin birisin kocası, diğerinin ise kardeşi olduğunu anlamış.

Yengesi olan kadın ise olup bitenler karşısında can derdine düşmüş. Ve kardeş bildi kendi kardeşi olduğunu ve kocası da bildi konuşanın karısı olduğunu. Sonra kızın kocası mollayı ve kadını öldürdü. Anne ve baba çok mutluydular. Delikanlı padişah dostunu iyi bir kız bulup evlendiler ve çok güzel düğün yapmışlar. Şimdi de düğün devam ediyor ve ben de oradaydım.


Arsiv


Meta


İstatistik

    • 2 kişi online
    • 53 maximum ziyaretçi
    • 92814 toplam ziyaretçi

Tavsiyeler


En Hit Hikayeler


    Fatal error: Cannot use string offset as an array in /home/mobil/domains/mobilhikaye.com/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 592